Başka bir renk deneyin:
Başka bir font büyüklüğü deneyin: 60% 70% 80% 90%


 


Halkı uyandırmak isteyen cezayı yiyor!.. Rahmi Turan, Sözcü Gazetesi

Profesör Dr. Canan Karatay'ı tanımayan yoktur sanırım…
Günümüzün Jan Dark'ı gibi… Elinde kılıç yok ama, kitap var… O kitapları kılıç gibi kullanarak mücadele ediyor.
Yazdığı kitaplarla birlikte, televizyon programlarındaki sivri çıkışlarıyla da hayli popüler bir doktor oldu.
Çok konuşuyor ve tıp dünyasını sinirlendiren lâflar ediyordu.
Çünkü bilinenlerin tersini söylüyor, ezberleri bozuyordu…
“Şunu yemeyin, bunu içmeyin, gereksiz yere ilaç almayın, sakın ha şeker tüketmeyin! Şeker zehirdir!” diyordu.
Sonunda olanlar oldu ve bir takım çevrelerin menfaatlerini engellediği, bazı şirketlerin çıkarlarını bozduğu için, bir bahane ile “Meslekten men cezası” verildi!
* * *
Canan Hanım'ın yanlışları yok muydu? Tabii ki olabilir… Bunlara karşı olan çıkar ortaya, düzeltir. Fakat bu düzeltileceği yerde “Meslekten men cezası” verilmesi çok ağır bir karar ve etik bir skandaldır.
Bu skandalı İstanbul Tabip Odası yarattı, Türk Tabipler Birliği Yüksek Onur Kurulu da bu men cezasını onayladı. Şimdi idari yargı süreci başlayacak.
Tıp Kurumu Başkanı Dr. Mehmet Atınok ve Tıp Kurumu Genel Sekreteri Dr. Ali Rıza Üçer'in verdikleri bilgilere göre, işin içinde bir takım menfaatler dönüyor ve bazı endüstri kuruluşları, tıp derneklerinin kasalarına bol bol para akıtıyor. Bu akçalı ilişkiler nedeniyle İstanbul Tabip Odası skandal niteliğinde bir karara imza atabiliyor.
* * *
Prof. Dr. Canan Karatay bence tüm samimiyetiyle halkı uyarmaya, insanları aptallıklarından vazgeçirmeye çalışıyordu. Bu tavrı ile güçlü şirketleri kızdırdı ve başına bu haller geldi!
Ah be Canan Hanım… Sen bu memleketi bilmiyor musun?
Aslında bizim de durumumuz senden pek farklı değil…
Halkımızı uyandırmaya, bilinçlendirmeye çalışıyoruz, bunun bedelini de mahkeme koridorlarında sürünmekle ödüyoruz…
Büyüklerimize hakaret ediyormuşuz! Karşımıza Türk Ceza Kanunu'nun 299'uncu maddesi çıkıyor: “Bir yıldan dört yıla kadar hapis!” istemi…
Peki, niye uğraşıyoruz? Bizim neyimize halkı uyandırmak?
Öyle değil mi?
Fakat ne yapalım ki, biz bu ülkenin ve insanlarımızın sevdalısıyız. Başımız derde girse bile, onların aldatılarak salak yerine konulmasına gönlümüz razı olmuyor ve olmayacak!
AKILLI BİR BAŞBAKAN!

Kanada'da yaşayan okurum Tarık Karslı ile zaman zaman dertleşiriz.
Kanada'nın genç ve akıllı bir Başbakanı var: Justin Trudeau…
Tarık Karslı, “Bu genç siyasetçi on binlerce kilometre öteden bile Suriye bataklığını gördü ve ona göre tedbir aldı, Kanada halkını riske sokmadı” diyor ve anlatıyor:
* * *
“Neden istenilmeyen bir ülke olduk?' başlıklı yazınızda bunu güzel açıklamışsınız.
Burnumuzu durduk yerde Suriye'nin iç işlerine sokmamız, bununla yetinmeyip Esad karşıtı savaşçılara her türlü desteği verip yardım yaparak dost ülkeyi düşman haline getirdik.
Üstüne üstlük karşıt Sünni savaşçılar, diğer dinci terörist gruplarla birleşip, daha da kuvvetlenerek IŞİD oldu.
Şimdi, akıllı başbakanlar ne yaptılar, ona bakalım!”
* * *
“Kanada'nın eski Başbakanı S. Harper, Amerika'nın emir eri gibiydi. Onun isteği üzerine Kanada savaş uçaklarını Suriye'ye yollamıştı.
Kanadalı pilotlar, İngiliz ve Amerikalılarla beraber IŞİD üzerine bombalar yağdırıyordu.
Justin Trudeau, “Ben Başbakan olunca uçaklarımızı hemen geri çekeceğim.” dedi ve Başbakan olduğu gün Kanada'nın bütün uçakları, Ortadoğu'yu terk edip, geri döndü.
45 yaşındaki Başbakan Trudeau biliyordu ki, Kanada yakın bir gelecekte binlerce Suriyeli göçmeni almak zorunda kalacaktı. Bu göçmenlerden bazılarının aileleri, sevdikleri, atılan bu bombalarla ölmüş olacak ve belki de bu adamlar Kanada'da terör eylemleri yapacaklardı… Böyle bir riski yok etmiş oldu.
İşte, akıllı Başbakan'ın yaptığı akıllıca iş.”
* * *
Durum böyle sevgili okurlar…
Bir Kanada Başbakanı'na bakın, bir de bizimkilerin haline… Elin oğlu, on binlerce kilometre öteden durumu değerlendirebiliyor, bizimkiler ise burunlarının ucunu bile göremiyor!
Gelişen olaylar “hal-i pür melâlimizi” yani acınacak halimizi gösteriyor!