AVRUPADA KLİNİK ARAŞTIRMALARIN %50 Sİ EKSİK BİLGİ VERİYOR

Acı İlaç

Avrupa'nın Yeni Klinik Araştırma Sistemi (CTIS): Şeffaflıkta Devrim mi, Yoksa Dijital Bir Vitrin mi?

Prof. Dr. F. Cankat Tulunay

Klinik araştırmalarda yeni dönem gerçekten başladı mı?

Klinik araştırmalar, modern tıbbın temelini oluşturan en önemli bilimsel faaliyetlerden biridir. Bir ilacın etkinliği, güvenliliği ve klinik değeri ancak iyi planlanmış ve doğru raporlanmış klinik araştırmalarla ortaya konabilir. Ancak son yirmi yılda bilim dünyası, klinik araştırmaların yalnızca yürütülmesiyle değil, sonuçlarının kamuoyuna açıklanmamasıyla da mücadele etmek zorunda kaldı.

Olumsuz sonuçların yayımlanmaması — “publication bias” (yayın yanlılığı) — kanıta dayalı tıbbın güvenilirliğini tehdit eden en önemli sorunlardan biridir. Başarısız araştırmaların gizlenmesi ilaçların etkinliğinin olduğundan yüksek, yan etkilerinin ise olduğundan düşük görünmesine yol açabilir. Bunun sonucunda meta-analizler, sistematik derlemeler ve hatta klinik tedavi kılavuzları eksik veya hatalı kanıtlara dayanabilir.

Bu nedenle son yıllarda hem Amerika Birleşik Devletleri hem de Avrupa Birliği, klinik araştırmalarda şeffaflığı artırmaya yönelik önemli adımlar attı.

CTIS neden geliştirildi?

Avrupa Birliği uzun yıllar boyunca klinik araştırmaları European Union Clinical Trials Register (EUCTR) üzerinden izledi. Ancak eski sistem birçok önemli eksiklik içeriyordu:

  • Aynı araştırmanın farklı ülkelerde farklı kayıtlarla yer alması,
  • Sponsor bilgilerinin eksik olması,
  • Çalışmaların güncel durumlarının izlenememesi,
  • Protokol değişikliklerinin yeterince belgelenmemesi,
  • Araştırma sonuçlarının önemli bölümünün hiç yayımlanmaması,
  • Ülkeler arasında veri standartlarının farklı uygulanması.

Bu sorunlar nedeniyle Avrupa'da yürütülen binlerce klinik araştırmanın gerçek durumunu değerlendirmek çoğu zaman mümkün olmuyordu.

Bu eksiklikleri gidermek amacıyla Avrupa Birliği, Clinical Trials Regulation (CTR 536/2014) kapsamında Clinical Trials Information System (CTIS) adlı yeni platformu geliştirdi. Sistem 31 Ocak 2022 tarihinde kullanılmaya başlandı ve üç yıllık geçiş sürecinin ardından 31 Ocak 2025 itibarıyla eski EudraCT kayıtlı devam eden çalışmalar da CTIS'e taşınarak sistem, AB ve AEA ülkelerinde klinik araştırmalar için tek giriş noktası hâline geldi.

CTIS yalnızca bir kayıt sistemi değildir

CTIS, klasik anlamda yalnızca bir klinik araştırma kayıt sistemi değildir. Sistem aynı zamanda;

  • klinik araştırma başvurularını,
  • etik kurul değerlendirmelerini,
  • üye ülke kararlarını,
  • protokol değişikliklerini,
  • güvenlilik bildirimlerini,
  • araştırma sonuçlarını,
  • halka yönelik özet raporları

tek platform üzerinden yönetmektedir. Bu nedenle CTIS, teknik altyapısı bakımından günümüzün en gelişmiş klinik araştırma bilgi sistemlerinden biri olarak kabul edilmektedir.

Yeni çalışma ne gösterdi?

Nisan 2026'da medRxiv'de yayımlanan ve aralarında TranspariMED'in de bulunduğu bir araştırmacı grubunun kaleme aldığı henüz hakem denetiminden geçmemiş (preprint) bir çalışma, CTIS'e Kasım 2025 itibarıyla kayıtlı 7.547 Faz II–IV klinik araştırmayı inceleyerek kayıt verilerinin kalitesini ve yasal sonuç bildirim yükümlülüğüne uyumu değerlendirdi. Bu çalışma, CTIS üzerinde bugüne kadar yapılmış ilk kapsamlı veri kalitesi ve uyum değerlendirmesi olma özelliği taşıyor.

Araştırmanın kayıt kalitesine ilişkin bulguları oldukça olumluydu: beklenen veri alanlarının %99'undan fazlası eksiksiz olarak dolduruydu. Başka bir ifadeyle CTIS sayesinde;

  • sponsor bilgileri önemli ölçüde tamamlandı,
  • çok merkezli çalışmalar tek kayıt altında toplandı,
  • araştırmaların yaşam döngüsü daha ayrıntılı izlenebilir hale geldi,
  • veri tutarlılığı arttı,
  • kayıt düzeyindeki eksiklikler büyük ölçüde giderildi.

Bu açıdan bakıldığında CTIS, Avrupa'daki klinik araştırmaların yönetimini ve kayıt kalitesini belirgin biçimde geliştirmiş görünüyor.

Ancak asıl dikkat çekici sonuç başka

Araştırmanın en önemli bulgusu, kayıt kalitesinden çok sonuç bildirim performansı ile ilgiliydi. Yasal olarak sonuç bildirmesi gereken 234 araştırmanın:

  • yalnızca %49,6'sı (116 çalışma) sonuçlarını öngörülen yasal süre içinde eksiksiz bildirmişti;
  • bir bölümü sonuçlarını gecikmeli olarak bildirmişti;
  • geri kalan çalışmaların önemli bir kısmı ise gerekli sonuçları hiç bildirmemiş ya da eksik bildirmişti.

Başka bir ifadeyle, Avrupa'da sonuç bildirmesi yasal olarak zorunlu olan araştırmaların yaklaşık yarısında halen önemli raporlama eksiklikleri bulunuyor — hem yetişkin hem de pediyatrik çalışmalarda uyum oranı neredeyse aynı (sırasıyla %50,0 ve %48,7). Bu oran, klinik araştırmalarda şeffaflık açısından ciddi bir sorun olduğunu göstermektedir.

Peki bu durumda CTIS nasıl başarılı sayılabilir?

Bu soru, aslında araştırmanın en kritik noktasını oluşturmaktadır. İlk bakışta şu düşünce ortaya çıkabilir: “Sonuçların yalnızca yarısı bildiriliyorsa CTIS başarısızdır.”Ancak burada iki farklı kavram birbirine karıştırılmamalıdır: sistemin teknik başarısı ile kullanıcıların sisteme uyumu. CTIS teknik olarak son derece gelişmiş olabilir; fakat sponsorlar yasal yükümlülüklerini yerine getirmiyorsa bu, sistemin değil düzenleyici uygulamanın — yani denetim ve yaptırımın — başarısızlığı anlamına gelir.

Bunu modern bir havaalanına benzetebiliriz: dünyanın en gelişmiş havaalanını inşa etmek mümkündür, ancak yolcular pasaport kontrolüne gitmiyorsa bunun nedeni havaalanının kötü olması değil, kuralın uygulanmamasıdır. CTIS için de benzer bir durum söz konusudur.

CTIS'in en büyük başarısı aslında eksikleri görünür hale getirmesidir

Araştırmanın belki de en önemli katkısı budur. Eski EUCTR döneminde birçok eksiklik tespit bile edilemiyordu. CTIS sayesinde ilk kez araştırmacılar şu soruyu somut sayılarla yanıtlayabiliyor: “Kaç çalışma sonuçlarını bildirmedi?” Ve artık bunun yanıtı verilebiliyor: yaklaşık yarısı. Bu nedenle CTIS yalnızca veri toplamıyor; aynı zamanda eksik raporlamayı da görünür kılıyor. Başka bir ifadeyle CTIS'in ortaya çıkardığı bu kötü tablo, aslında sistemin şeffaflığının da bir göstergesi olarak değerlendirilebilir. Burada altı çizilmesi gereken önemli bir ayrım var: değerlendirmek, doğrulamak değildir. CTIS eksik bildirimi görünür kılıyor; ancak bunu tek başına düzeltmiyor.

Ancak burada ciddi bir sorun devam ediyor

CTIS'in teknik başarısı tartışılmaz olabilir. Ancak klinik araştırmalar açısından asıl amaç güçlü bir yazılım geliştirmek değil, araştırma sonuçlarının eksiksiz yayımlanmasını sağlamaktır. Eğer sonuçların yaklaşık yarısı halen sisteme tam olarak girilmiyorsa:

  • bilimsel kanıtlar eksik kalmaktadır,
  • yayın yanlılığı devam etmektedir,
  • meta-analizler etkilenmektedir,
  • klinik uygulamalar eksik bilgiler üzerine kurulmaktadır.

Dolayısıyla sorun artık bilgi teknolojisi değil, düzenleyici otoritelerin yaptırım gücü ve bunu kullanma iradesidir.

FDA ile karşılaştırıldığında durum nasıl?

Tam da bu dönemde FDA da dikkat çekici bir adım attı. 30 Mart 2026'da FDA, ClinicalTrials.gov sistemine sonuçlarını yüklemeyen 2.200'den fazla şirket, üniversite ve araştırma sponsoruna resmi uyarılar gönderdi; bu uyarılar 3.000'den fazla klinik araştırmayı kapsıyordu. FDA'nın kendi analizlerine göre, sonuç bildirmesi gereken “yüksek olasılıkla uygulanabilir” çalışmaların yaklaşık %29,6'sında sonuç bulunmuyordu (konuyu bir önceki yazımızda ele almıştık).

Bu oran, CTIS çalışmasında bildirilen %50,4'lük uyumsuzluktan (yani tam bildirim yapmayanların oranından) düşük görünüyor. Ancak bu iki rakam doğrudan karşılaştırılmamalıdır, çünkü:

  • FDA yalnızca belirli “Applicable Clinical Trials” kapsamındaki çalışmaları değerlendirmektedir;
  • CTIS çalışması ise Avrupa Klinik Araştırmalar Tüzüğü kapsamındaki farklı, daha dar bir Faz II–IV kohortunu (234 çalışma) incelemektedir;
  • iki çalışmanın metodolojisi, tanımları ve zaman aralıkları da birbirinden farklıdır.

Dolayısıyla metodolojik olarak iki oranın bire bir karşılaştırılması doğru olmaz; ancak her iki bulgu da aynı yapısal sorunu — sonuç bildirim yükümlülüğünün dünyanın en gelişmiş düzenleyici sistemlerinde bile yeterince yerine getirilmediğini — işaret etmektedir.

Peki hangisi daha iyi?

Bu sorunun tek bir cevabı yoktur.

Teknik altyapı açısından

CTIS bugün dünyadaki en gelişmiş klinik araştırma platformlarından biridir; çünkü protokol değişiklikleri, etik değerlendirmeler, düzenleyici belgeler, halk diliyle hazırlanmış özetler ve araştırmanın tüm yaşam döngüsü aynı platform içinde yer almaktadır. Bu yönüyle CTIS yalnızca bir kayıt sistemi değil, kapsamlı bir düzenleyici şeffaflık platformudur. ClinicalTrials.gov ise daha çok araştırma kaydı, sonuç tabloları, advers olaylar ve istatistiksel analizler üzerine odaklanmaktadır.

Sonuç bildirme açısından

Burada tablo değişmektedir. CTIS'in teknik üstünlüğüne rağmen sponsorların sonuç bildirme performansı halen istenilen düzeyde değildir. FDA ise uzun yıllar yetersiz yaptırım uygulamakla eleştirilmesine rağmen son dönemde bu yönde belirgin bir adım atmıştır. Özellikle 2026 yılında binlerce sponsora eş zamanlı gönderilen resmi uyarılar, FDA'nın artık yalnızca kayıt tutmakla yetinmeyeceğinin bir işareti olarak okunabilir. Bu açıdan bakıldığında, en azından şimdilik, FDA'nın yaptırım yaklaşımı daha görünür ve daha agresif durmaktadır; CTIS'in aynı kararlılıkla bir yaptırım mekanizmasına dönüşüp dönüşmeyeceğini ise önümüzdeki yıllar gösterecektir.

Türkiye açısından çıkarılacak dersler

Türkiye'de de çok sayıda uluslararası klinik araştırma yürütülmektedir; bu nedenle Avrupa ve ABD'deki bu gelişmeler Türk araştırma merkezlerini de doğrudan ilgilendirmektedir. Ancak asıl önemli olan, aynı sorgulamanın Türkiye'nin kendi düzenleyici sistemi için de yapılabilmesidir:

  • Türkiye'de tamamlanan klinik araştırmaların sonuçları sistematik olarak izleniyor mu?
  • Sonuç bildirmeyen sponsorlar kamuoyuna, FDA'nın yaptığı gibi isim isim açıklanıyor mu?
  • Gecikmeler için herhangi bir yaptırım uygulanıyor mu?
  • Klinik araştırmaların şeffaflığına ilişkin düzenli, kamuya açık performans raporları yayımlanıyor mu?

Bugün itibarıyla bu soruların dördüne de verilebilecek somut, belgeye dayalı bir yanıt bulunmuyor. CTIS'in — eksiklerine rağmen — sunduğu en önemli katkı, bu soruların artık sayısal olarak sorulabilir hale gelmesidir. Avrupa'nın Amerika'nın (EPAR benzeri) kamuya açık değerlendirme raporlarına, Türkiye'nin ise böyle bir şeffaflık altyapısına henüz sahip olmaması, bu tartışmanın yalnızca teknik değil, yapısal bir eksiklik olduğunu göstermektedir.

KlinikFarmakoloji.com Yorumu

CTIS, teknik altyapısı bakımından klinik araştırmalar alanında bugüne kadar geliştirilmiş en kapsamlı dijital platformlardan biridir. Ancak bu yeni çalışma, güçlü bir bilgi sisteminin tek başına yeterli olmadığını açık biçimde göstermektedir.

Sonuç bildirme yükümlülüğüne uyumun %50'nin altında kalması, sorunun artık yazılım veya veri tabanı olmadığını; esas problemin sponsorların hesap verebilirliği ile düzenleyici otoritelerin yaptırım gücü olduğunu ortaya koymaktadır. Bizim yıllardır savunduğumuz ilke burada da geçerlidir: kalite ve güvenlik varsayılamaz, doğrulanmalıdır. Bir sistemin var olması, o sistemin gereklerinin yerine getirildiği anlamına gelmez; değerlendirmek ile doğrulamak arasındaki fark, tam da CTIS örneğinde bir kez daha karşımıza çıkmaktadır.

FDA'nın son dönemde başlattığı geniş kapsamlı uyarı süreci de benzer bir gerçeğe işaret etmektedir. Klinik araştırmalarda gerçek şeffaflık, yalnızca modern bilgi sistemleri kurmakla değil; sonuçlarını açıklamayan sponsorların etkin biçimde denetlenmesi ve gerektiğinde yaptırımlarla karşılaşmasıyla sağlanabilir.

Bugün hem Avrupa hem de Amerika aynı hedefe yönelmektedir: klinik araştırmaları yalnızca kayıt altına almak değil, elde edilen tüm sonuçların — olumlu ya da olumsuz — eksiksiz ve zamanında kamuoyuyla paylaşılmasını sağlamak. Bilimsel güvenilirliğin ve kanıta dayalı tıbbın geleceği, artık yalnızca yeni araştırmalar yapılmasına değil, bu araştırmaların tam şeffaflık içinde raporlanmasına bağlıdır. Türkiye'nin bu tartışmadaki eksikliği ise, klinikfarmakoloji.com'da yıllardır işlediğimiz temaya bir kez daha dönmemizi gerektiriyor — çünkü

Avrupa ve ABD kendi eksiklerini rakamlarla ortaya koyabiliyorsa, aynı soruyu Türkiye için de sormak zorundayız.

HİÇ BİR SİSTEM SAHTEKAR ARAŞTIRMACILARIN SAHTEKARLIKLARINI TAM OLARAK ÖNLEYEMEZ. Konuyla ilgili daha önce kaleme aldığımız bazı yazılarımız: