İLAÇ SEKTÖRÜNDE RÜŞVET VE YOLSUZLUKLAR
Bribery and the Global Pharmaceutical Industry: An Exploration of Patterns and Penalties in the Organisation for Economic Cooperation and Development Reports
(Rüşvet ve Küresel İlaç Endüstrisi: Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı (OECD) Raporlarında Yer Alan Düzenlemeler ve Yaptırımların İncelenmesi)
Jillian Kohler, Leslie Dan Faculty of Pharmacy, University of Toronto, Canada
Anaam Khan, Leslie Dan Faculty of Pharmacy, University of Toronto, Canada
Andrea Bowra, Dalla Lana School of Public Health, University of Toronto, Canada
Journal of Law, Medicine & Ethics , Volume 54 , Issue 2 , Summer 2026 , pp. 119 - 129
DOI: https://doi.org/10.1017/jme.2026.10237
Giriş
Yolsuzluk, sağlık hakkı başta olmak üzere temel insan haklarının kullanılmasının önündeki önemli engellerden biridir. Yolsuzluk; şeffaflığı, hesap verebilirliği, ayrımcılık yapılmamasını ve bireylerin kamusal yaşama anlamlı biçimde katılımını zayıflatmaktadır.¹ Sağlık sistemi ise yolsuzluk risklerine her zaman açık olan alanlardan biridir. Birinci basamak sağlık hizmetlerinden en üst düzey sağlık politikalarına kadar sistemin hemen her aşamasında yolsuzluk riski bulunmaktadır. Bunun temel nedenleri; sağlık sektöründe dolaşan çok büyük mali kaynaklar, sistemin parçalı yapısı, teknik açıdan son derece karmaşık olması ve çok sayıda paydaşın yer almasıdır.²
Bu makalede, sağlık sistemindeki önemli yolsuzluk biçimlerinden biri olan ve ilaç sisteminin işleyişini bozan ilaç şirketi rüşvetlerini incelemekteyiz.³ Örneğin ilaç şirketleri tarafından verilen rüşvetler ve diğer mali teşvikler, hekimlerin reçeteleme davranışlarını etkileyebilmekte ve ilaçların güvenlilik ile etkinliğini sağlamaya yönelik düzenleyici mekanizmaları zayıflatabilmektedir.⁴ Daha genel olarak bakıldığında ise ilaç sektöründeki yolsuzluk, dünya genelinde hem hasta güvenliğini hem de sağlık hizmetlerinde kaynakların adil ve etkin kullanımını olumsuz yönde etkilemektedir.⁵
Yolsuzluğu anlamanın başlıca iki yaklaşımı bulunmaktadır. Bunlardan ilki, klasik yolsuzluk anlayışı olup rüşvet gibi açıkça yasa dışı eylemleri kapsar. İkinci ve daha geniş yaklaşım ise, yalnızca yasa dışı davranışları değil; aynı zamanda kurumların amaçlarını gerçekleştirme kapasitesini zayıflatan yasal uygulamaları, teşvik mekanizmalarını ve bağımlılık ilişkilerini de yolsuzluk kapsamında değerlendirmektedir. Bu çalışmanın odak noktası klasik anlamda yolsuzluk, yani rüşvet olmakla birlikte, tartışmamızı daha geniş bir kavram olan kurumsal yolsuzluk (institutional corruption) çerçevesinde yürütmekteyiz.⁶
Bu çalışmada rüşvet, Transparency International tarafından yapılan tanım doğrultusunda; "hukuka aykırı, etik dışı veya güven ilişkisinin ihlali niteliğindeki bir davranışı teşvik etmek amacıyla herhangi bir avantajın teklif edilmesi, vaat edilmesi, verilmesi, kabul edilmesi ya da talep edilmesi" olarak kabul edilmektedir.⁷ Bu tanım, rüşvet kavramını yalnızca yasa dışı eylemlerle sınırlamamakta; bazı yasal uygulamaları da kapsamına alabilecek kadar geniş bir bakış açısı sunmaktadır.⁸
Benzer şekilde, Profesör Lawrence Lessig tarafından geliştirilen kurumsal yolsuzluk kavramı da hem yasa dışı hem de yasal uygulamaları kapsamaktadır. Lessig'e göre bu tür uygulamalar, "kişisel çıkar sağlamaya elverişli koşullar altında kurumun asli işlevini saptıran" davranışlardır.⁹ Lessig bu kavramı şu şekilde tanımlamaktadır:
"Kurumsal yolsuzluk; hukuka uygun, hatta mevcut etik kurallara göre kabul edilebilir nitelikte olsa bile, sistematik ve stratejik bir etkinin kurumun etkinliğini azaltması, onu asli amacından uzaklaştırması veya amacını gerçekleştirme kapasitesini zayıflatması durumunda ortaya çıkar. Bu süreç aynı zamanda, kurumun amacıyla bağlantılı olduğu ölçüde, toplumun kuruma duyduğu güveni veya kurumun güvenilirliğini de zayıflatmaktadır."¹⁰
Bu nedenle ilaç politikaları yalnızca rüşvet veya diğer yasa dışı uygulamalar yoluyla değil, kurumların etkinliğini azaltan çeşitli yasal etkiler yoluyla da bozulabilmektedir.¹¹ Örneğin ilaç piyasalarının mevcut yapısı, finansal teşvikler ile halk sağlığı hedefleri arasında ciddi bir uyumsuzluk yaratmaktadır.¹² Ayrıca, tamamen yasal olan bazı mali teşvik mekanizmaları da kurumların temel amaçlarından sapmasına neden olabilmektedir.
Yıkıcı etkileri nedeniyle Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı'nın (OECD) Rüşvetle Mücadele Sözleşmesi (Anti-Bribery Convention), üye ülkelerde uluslararası ticari işlemlerde yabancı kamu görevlilerine verilen rüşvetle mücadele etmeyi amaçlamaktadır. Sözleşme, tek bir ülke içerisindeki rüşvet olaylarından ziyade sınır ötesi rüşvet uygulamalarını hedef almaktadır. Üye devletler, yabancı kamu görevlilerine rüşvet verilmesini suç olarak düzenlemek ve buna yönelik yaptırım mekanizmaları oluşturmakla yükümlüdür. Bu yükümlülüklerin uygulanması ise OECD Rüşvetle Mücadele Çalışma Grubu (Working Group on Bribery) tarafından izlenmektedir.¹³ Buna rağmen, ilaç sektöründe uygunsuz ödemelere ilişkin iddialar devam etmektedir. Bunun temel nedenlerinden biri; şirket çıkarları, kamu düzenlemeleri ve uluslararası uyum mekanizmaları arasındaki karmaşık ve çoğu zaman şeffaf olmayan ilişkilerdir.¹⁴
OECD Rüşvetle Mücadele Sözleşmesi bağlayıcı uluslararası bir anlaşmadır ve taraf ülkeleri yabancı kamu görevlilerine rüşvet verilmesini suç olarak düzenlemeye ve etkin yaptırım mekanizmaları oluşturmaya zorunlu kılar. OECD Rüşvetle Mücadele Çalışma Grubu ise taraf devletlerin sözleşmeye uyumunu, Faz (Phase) Raporları adı verilen karşılıklı değerlendirme raporları aracılığıyla izlemektedir. Bu raporlar; ülkelerin yürüttüğü soruşturmaları, kovuşturmaları ve yaptırım uygulamalarını özetlemekte; devletler tarafından sağlanan resmi bilgiler temel alınarak hazırlanmaktadır. Böylece ülkeler arasında karşılaştırma yapılabilmektedir. Bununla birlikte raporlar, doğrudan OECD tarafından yürütülen soruşturmalara değil, büyük ölçüde ulusal makamların girişim ve uygulamalarına dayanmaktadır. Dolayısıyla raporlarda yer alan vakalar, aynı zamanda ülkelerin yaptırım önceliklerini ve uygulama kapasitelerini de yansıtmaktadır.
Dünya genelinde sağlık sistemleri; akılcı ilaç seçimini sağlamak ve temel ilaçlara eşit erişimi mümkün kılmak için farklı paydaşlar arasında şeffaflık ve hesap verebilirliğe dayanmaktadır.¹⁵ Bununla birlikte literatürde, bu sistemlerin temel aktörlerinden biri olan ilaç şirketlerinin; sağlık çalışanlarına pahalı hediyeler sunarak veya üçüncü taraf aracılar üzerinden yasa dışı ödemeler gerçekleştirerek rüşvet uygulamalarına başvurduğu çok sayıda çalışmada gösterilmiştir.¹⁶ Bu uygulamaların sonuçları oldukça geniş kapsamlıdır. Klinik karar verme süreçlerinin bütünlüğünü bozabilmekte ve toplumun tıp mesleğine duyduğu güveni sarsabilmektedir.¹⁷ Sağlık sektöründeki yolsuzluğun toplam ekonomik maliyeti tam olarak bilinmemekle birlikte, Avrupa'da yapılan bir araştırma sağlık sektöründeki yolsuzluğun yıllık maliyetinin 56 milyar Avro'ya kadar ulaşabileceğini göstermektedir.¹⁸ Aynı çalışma, rüşvet nedeniyle daha düşük kaliteli ilaçların daha yüksek fiyatlarla satın alınabildiğini ve bunun hem hastalara hem de sağlık sistemlerine ciddi tıbbi ve ekonomik zararlar verdiğini ortaya koymuştur.¹⁹ Bu sorunlar belirli bir bölgeye veya birkaç şirkete özgü değildir. Aksine, dünyanın birçok ülkesinde çok sayıda ilaç şirketi ve aracı kuruluş hakkında benzer rüşvet iddiaları gündeme gelmiştir.²⁰
Çeşitli ülkelerdeki resmi makamlar bu tür yolsuzluk ağlarını soruşturmuş olsa da ilaç sektöründeki rüşvetin gerçek boyutunu ortaya koymak hâlâ oldukça güçtür.²¹ Karmaşık finansal ilişkiler, eksik raporlama uygulamaları ve kamuoyuna sınırlı bilgi açıklanması, bu tür usulsüzlüklerin kapsamının gizlenmesine veya olduğundan daha küçük görünmesine yol açmaktadır.²² Bu nedenle OECD Rüşvetle Mücadele Çalışma Grubu raporları önemli bir kamu bilgi kaynağı hâline gelmiştir. Çalışma Grubu tarafından düzenli aralıklarla yayımlanan Faz Raporları, OECD Rüşvetle Mücadele Sözleşmesi'nin uygulanmasını izlemekte; farklı ülkelerde ortaya çıkan rüşvet iddialarını, soruşturmaları ve yaptırım süreçlerini ayrıntılı biçimde belgelemektedir.²³ Her bir Faz Raporu; yerinde incelemeler sırasında elde edilen bulgulara, akademi, sivil toplum ve özel sektör temsilcilerinin görüşlerine, sözleşmeye uyumu güçlendirmeye yönelik tavsiyelere ve gelecekte izlenmesi gereken hususlara yer vermektedir.
İlaç sektöründeki rüşvet uygulamalarının yaygınlığını, özelliklerini ve örüntülerini daha iyi anlayabilmek amacıyla bu çalışma, OECD Rüşvetle Mücadele Çalışma Grubu'nun Faz Raporlarında belgelenen ilaç sektörü vakalarını inceleyerek küresel ilaç endüstrisindeki rüşvet olgusuna ilişkin ilk sistematik değerlendirmelerden birini sunmayı amaçlamaktadır.
BULGULAR
Yapılan taramalar sonucunda, OECD Rüşvetle Mücadele Sözleşmesi'ni imzalamış beş OECD üyesi ülkede ilaç sektörüne ilişkin rüşvet soruşturmaları belirlenmiştir. En fazla soruşturma Amerika Birleşik Devletleri'nde (14 vaka) yürütülmüş olup, bunu Almanya (3 vaka), Danimarka (3 vaka), Yunanistan (1 vaka) ve İtalya (1 vaka) izlemiştir. Bu soruşturmalar toplam 19 ilaç şirketini kapsamaktadır. Bunlardan 14 şirketin adı açıkça belirtilmiştir: BioTest, Novartis, Johnson & Johnson (J&J), Pfizer, Teva, Eli Lilly, Bristol-Myers Squibb (BMS), SciClone, Nordion, AstraZeneca (AZ), GlaxoSmithKline (GSK), Sanofi ve Novo Nordisk. Kalan vakalarda ise şirketlerin kimlikleri açıklanmamış veya kamuoyuna duyurulmamıştır. Bu soruşturmaların özellikleri aşağıda Tablo 1'de özetlenmiş ve metin içerisinde ayrıntılı olarak açıklanmıştır. Analizin yalnızca resmî soruşturma ve kovuşturma aşamasına ulaşan vakalarla sınırlı olduğunun özellikle vurgulanması gerekir; dolayısıyla çalışma, ilaç sektöründeki yabancı kamu görevlilerine yönelik rüşvetin gerçek boyutunu tam olarak yansıtmamaktadır. Tespit edilen vaka sayısının az olmasına karşın, kullanılan gelişmiş gizleme yöntemleri, OECD Sözleşmesi'nin ilkesel önemine rağmen yolsuzluk fırsatlarını azaltma konusunda yalnızca sınırlı bir etkiye sahip olduğunu düşündürmektedir.
Tablo 1. OECD Rüşvetle Mücadele Çalışma Grubu Raporlarından Elde Edilen Rüşvet Soruşturmaları ve Yaptırım Verilerinin Özeti
|
Öğe |
Ayrıntılar |
|
Soruşturma sayısı |
21 |
|
Soruşturmaların yürütüldüğü ülkeler |
ABD, Almanya, Danimarka, Yunanistan, İtalya |
|
Rüşvet verilen ülkeler |
Çin, Rusya, Irak, Polonya, Kazakistan, Doğu Avrupa ülkesi, Yunanistan, Güney Kore, Vietnam, Romanya, Bulgaristan, Hırvatistan, Çek Cumhuriyeti, İtalya, Sırbistan, Meksika, Ukrayna, Brezilya, Ürdün, Lübnan, Suriye, Filistin, Bahreyn, Kuveyt, Katar, Yemen, Umman, Birleşik Arap Emirlikleri ve Kongo |
|
Rüşvet düzeneklerinin süresi (n=32) |
Ortalama: 4,74 yılMedyan: 4 yılDönem: 1994–2016En uzun düzenek: 11 yılKümülatif süre: 146 yıl |
|
Kovuşturmaya kadar geçen süre (n=16) |
Ortalama: 4,74 yılMedyan: 4,5 yıl |
|
İştirak şirketlerin rolü |
Var: 12Yok: 2Belirtilmemiş: 5 |
|
İddia edilen rüşvet tutarı (n=9) |
Ortalama: 1.804.855,57 ABD DolarıToplam: 12.633.989 ABD Doları |
|
Parasal yaptırımlar (n=16) |
Ortalama: 79.373.279,36 ABD DolarıMedyan: 22.525.052 ABD DolarıToplam: 1.111.225.911 ABD Doları |
|
Şirket para cezaları (n=15) |
Ortalama: 41.875.958 ABD DolarıMedyan: 6.850.000 ABD DolarıToplam: 586.263.414 ABD Doları |
|
Şirketlerden geri alınan haksız kazanç (Disgorgement) (n=12) |
Ortalama: 37.269.772,83 ABD DolarıMedyan: 14.993.936 ABD DolarıToplam: 447.237.274 ABD Doları |
|
Şirketlerden tahsil edilen dava öncesi faiz (Prejudgment Interest) (n=11) |
Ortalama: 7.049.624,73 ABD DolarıMedyan: 2.674.479 ABD DolarıToplam: 77.545.872 ABD Doları |
|
Bireysel para cezaları (n=7) |
Toplam: 66.000 ABD Doları |
|
Bireylerden geri alınan haksız kazanç (n=1) |
Toplam: 100.000 ABD Doları |
|
Bireylerden tahsil edilen dava öncesi faiz (n=1) |
Toplam: 12.950 ABD Doları |
|
Verilen hapis cezaları |
Toplam: 10 yıl 3 ay |
Soruşturmaların kapsadığı dönem 1994 ile 2016 yılları arasında değişmektedir ve belgelenen en uzun rüşvet düzeni 11 yıl sürmüştür. Rüşvet düzeneklerinin ortalama süresi 4,74 yıl olup, tüm vakalarda kümülatif süre 147 yıl olarak hesaplanmıştır. Rüşvet olaylarının ortaya çıkarılmasından kovuşturma aşamasına kadar geçen ortalama süre ise 4,6 yıl olmuştur.
Rüşvet düzeneklerinin gizli yapısı nedeniyle gerçek boyutunu belirlemek güç olmakla birlikte, ortaya çıkarılabilen verilere göre en az 12.633.989 ABD Doları tutarında yasa dışı ödeme tespit edilmiştir. Uygulanan toplam parasal yaptırımlar ise 1.111.225.911 ABD Doları olmuştur. Bu tutarın 586.263.414 ABD Doları şirket para cezaları, 447.237.274 ABD Doları haksız kazancın geri alınması (disgorgement) ve 77.545.872 ABD Doları dava öncesi faizden (prejudgment interest) oluşmaktadır. Tek bir şirkete uygulanan en yüksek yaptırım, 2016 yılında Teva Pharmaceuticals'a verilen 519.279.572 ABD Doları tutarındaki yaptırımdır. Bireylere toplam 66.000 ABD Doları para cezası uygulanmış; ayrıca 100.000 ABD Doları haksız kazanç geri alınmış ve 12.950 ABD Doları dava öncesi faiz tahsil edilmiştir. İncelenen tüm davalarda mahkemeler toplam 10 yıl 3 ay hapis cezası vermiştir; ancak bazı mahkûmiyet kararları temyiz sürecine konu olmuş olabilir.
İlaç Endüstrisinde Yolsuzluk Uygulamalarının Görüntüleri
Sponsorluklar, Seyahat, Hediyeler ve Eğlence Faaliyetleri Yoluyla Gizlenen Rüşvetler
İlaç şirketleri, sağlık meslek mensuplarının kongrelere, bilimsel toplantılara ve eğitim programlarına katılım masraflarını sıklıkla karşılamıştır.⁵⁷ Ancak bu ödemeler çoğu zaman gerçek maliyetlerin üzerinde tutulmuş veya alışveriş gezileri, turistik geziler ve aile bireylerinin seyahatleri gibi işle ilgili olmayan lüks ayrıcalıkları da içermiştir. Bu nedenle söz konusu ödemeler rüşvet olarak değerlendirilmiştir.⁵⁸
Bazı vakalarda şirketler, geri ödenmesi beklenmeyen kişisel krediler sağlamış veya belirsiz fatura açıklamaları kullanarak doğrudan hekimlerin banka hesaplarına nakit para aktarmıştır.⁵⁹ Seyahat temelli teşviklerin yanı sıra, kaplıca otelleri, hamamlar ve karaoke barlarında düzenlenen hafta sonu organizasyonları da "eğitim semineri" veya "sempozyum" adı altında gerçekleştirilmiştir.⁶⁰
Dijital fotoğraf makineleri, pahalı şaraplar, kol saatleri, mücevherler ve kozmetik ürünleri gibi lüks hediyelerin yanı sıra özel gıda ürünleri, alışveriş çekleri ve küçük elektronik cihazlar gibi daha mütevazı hediyeler de verilmiştir.⁶¹ Bu uygulamalarda satış ekipleri, yapılan harcamanın karşılığını alabilmek amacıyla her sağlık çalışanının yazdığı reçete sayısını ayrıntılı biçimde takip etmiştir.⁶²
Dikkat çekici örneklerden biri Novartis Yunanistan'dır. Şirket, hekimlerin uluslararası kongrelere katılımını finanse etmiş; ancak belirlenen reçete hedefleri karşılanmadığında bu desteği kesmekle tehdit etmiştir.⁶³ Bir başka olayda Johnson & Johnson Romanya, doğrudan nakit rüşvet vermek yerine hekimlerin aile tatillerini finanse etmeye başlamıştır.⁶⁴ Pfizer, Bulgaristan, Çek Cumhuriyeti, İtalya ve Çin'de kayak tatilleri ve gezi programları gibi teşvik seyahatleri düzenlemiş; Bristol Myers Squibb Çin ise kamu kurumlarında çalışan sağlık personelinin seyahat ve eğlence giderlerini karşılayabilmek amacıyla sahte faturalar düzenlemiştir.⁶⁵
Sahte veya Manipüle Edilmiş Klinik Araştırmalar
Bazı şirketler, sağlık meslek mensuplarına ödeme yapabilmek amacıyla gerçekte bilimsel değeri bulunmayan veya son derece düşük bilimsel değere sahip klinik araştırmalar oluşturmuştur. Bunlar çoğu zaman "Faz IV", "gözlemsel çalışma" veya "epidemiyolojik çalışma" olarak adlandırılmıştır.⁶⁶
Bu çalışmalar gerçekte bilimsel araştırma değil, pazarlama aracı olarak kullanılmıştır. Satış temsilcileri belirli ilaçları reçete eden hekimleri bu çalışmalara dahil etmiş ve daha sonra kendilerine "araştırma ücreti" veya "veri toplama ücreti" adı altında ödeme yapılmıştır.⁶⁷
Çoğu zaman çalışma belgeleri eksik hazırlanmış veya kasıtlı olarak yanıltıcı bilgiler içermiştir. Örneğin Novartis Yunanistan, Lucentis'in tanıtımını yapmak amacıyla klinik araştırmaları kullanmış; gerçek anlamda bilimsel araştırma yürütmemiştir. Aynı şekilde Novartis Kore, 2013 yılında görünüşte nörobilim alanında yürütülen sahte bir klinik araştırma aracılığıyla sağlık çalışanlarına ödeme yapmıştır.⁶⁸
Pfizer İtalya da düşük kaliteli gözlemsel çalışmalar yürütmüş; satış ekipleri nakit para ve hediyeler teklif ederek reçete hedeflerine ulaşabilecek hekimleri bu çalışmalara dahil etmiştir.⁶⁹
Distribütör İskontoları, Kredi Notları ve Kâr Marjlarının Manipülasyonu
Belirlenen diğer bir rüşvet yöntemi, ilaç şirketlerinin distribütörlere olağan dışı yüksek iskontolar veya kredi notları sağlamasıdır. Distribütörler de bu fazla kaynakları sağlık çalışanlarına veya kamu görevlilerine rüşvet vermek amacıyla kullanmıştır.⁷⁰
Bazı olaylarda bu rüşvetler hekimlerin belirli ilaçları reçete etmelerini sağlamak amacıyla kullanılırken, diğerlerinde kamu ilaç alım ihalelerinin kazanılmasını sağlamıştır. Şirketler ise bu iskontoları muhasebe kayıtlarında pazarlama gideri veya ticari iskonto olarak göstermiş ve böylece rüşvet ödemelerini gizlemiştir.
Bu yöntemi kullanan şirketlerden biri Novartis Vietnam olmuştur. Şirket, sağlık çalışanlarına doğrudan rüşvet veren bir distribütör ile iş birliği yapmış ve bu ödemelerin %50'sine kadar olan kısmını kredi notları düzenleyerek karşılamıştır.⁷¹⁻⁷²
Benzer şekilde Teva Meksika, Copaxone distribütörü aracılığıyla hekimlere nakit para aktarmış; bu ödemeleri muhasebe kayıtlarında "gelir azaltımı (revenue reductions)" olarak göstermiştir. Lilly Brezilya ise normalde uygulanan %10 iskonto yerine %17–19 oranında iskonto sağlayarak aradaki yaklaşık %6'lık farkı kamu görevlilerine verilen rüşveti finanse etmek amacıyla kullanmıştır.⁷³
Danışmanlık Ücretleri, Konuşmacı Ücretleri ve Tıbbi Yuvarlak Masa Toplantıları
Bu incelemede belirlenen yaygın rüşvet uygulamalarından bir diğeri, sağlık meslek mensuplarının veya kamu görevlilerinin "danışman", "konuşmacı" ya da "Kanaat Önderi (Key Opinion Leader, KOL)" unvanları altında görevlendirilmesidir.⁷⁴ Bu kişilere gerçekte çok az çalışma yapmalarına veya hiç çalışma yapmamalarına rağmen ödeme yapılmış; söz konusu harcamalar ise muhasebe kayıtlarında "danışmanlık hizmetleri", "konferans ücreti" veya "profesyonel danışmanlık hizmetleri" olarak gösterilmiştir.⁷⁵
Bazı vakalarda bu uygulama daha da ileri götürülmüş ve görünüşte "tıbbi yuvarlak masa toplantıları (medical roundtables)" düzenlenerek sağlık çalışanlarına yalnızca bu toplantılara katıldıkları için huzur hakkı (honorarium) ödenmiştir.⁷⁶
Bir olayda bazı şirket çalışanları, reklam verme bahanesiyle üçüncü taraf tıp dergilerine para aktarmış; bu paralar daha sonra yuvarlak masa toplantılarına katılan veya konuşmacı olarak görev yapan sağlık çalışanlarına huzur hakkı olarak ödenmiştir.⁷⁷
Bu toplantılar şirket dışı bilimsel etkinlikler olarak gösterildiğinden, çoğu zaman şirketlerin iç uyum (compliance) ve gerekli inceleme (due diligence) mekanizmalarının denetiminden kaçabilmiştir.⁷⁸ Diğer "danışmanlık" düzenlemelerinde olduğu gibi, bu yuvarlak masa toplantıları için yapılan ödemeler de gerçekte gizli rüşvet niteliğinde olup şirket kayıtlarında yasal pazarlama veya profesyonel hizmet giderleri olarak muhasebeleştirilmiştir.⁷⁹
Bunun örnekleri arasında Novartis Vietnam'ın hastane çalışanlarına yaptığı "danışmanlık" ödemeleri, Teva Ukrayna'nın üst düzey bir sağlık yetkilisine aylık toplam 200.000 ABD Doları tutarında danışmanlık ücreti ödemesi ve Pfizer Hırvatistan'ın bir kamu hekimi için oluşturduğu aylık "danışmanlık" ödeme planı yer almaktadır.⁸⁰
Kamu Alımları ve Düzenleyici Onaylar İçin Kamu Görevlilerine Verilen Rüşvetler
Bu analiz, ilaç şirketlerinin düzenleyici onay süreçlerini hızlandırmak, ürün ruhsatlandırmalarını kolaylaştırmak veya kamu hastanelerinde sözleşme elde etmeyi güvence altına almak amacıyla kamu görevlilerine doğrudan rüşvet verdiğini ya da ödemeleri aracı kişiler aracılığıyla gerçekleştirdiğini ortaya koymuştur.⁸¹
Bu düzenlemeler özellikle sağlık bakanlıklarını, kamu satın alma kurumlarını ve devlet tarafından yürütülen sağlık sigortası programlarını hedef almıştır. Şirketler bu rüşvetleri gizleyebilmek amacıyla sözleşme bedellerini şişirmiş, pazarlama giderlerini manipüle etmiş veya sahte danışmanlık sözleşmeleri düzenlemiştir.⁸²
Örneğin Teva Rusya, üst düzey bir Rus kamu görevlisine ait bir şirketle distribütörlük anlaşması yapmış; söz konusu kamu görevlisi de siyasi nüfuzunu kullanarak şirketin Copaxone adlı ilacına ayrıcalıklı işlem uygulanmasını sağlamıştır.⁸³
Benzer şekilde Lilly Rusya, Rus siyasetçileri ve devlete ait bir distribütör şirketinin yöneticisiyle bağlantılı offshore paravan şirketler aracılığıyla 11 milyon ABD Dolarından fazla ödeme gerçekleştirmiştir.⁸⁴
Birleşmiş Milletler Petrol Karşılığı Gıda Programı (Oil-for-Food) Kapsamındaki Komisyon Ödemeleri (Kickback)
Birleşmiş Milletler Petrol Karşılığı Gıda Programı (Oil-for-Food Programme) kapsamında ilaç şirketleri ürünlerini Irak'a yalnızca Birleşmiş Milletler gözetimindeki sistem aracılığıyla satabilmekteydi.⁸⁵
Bu inceleme, bazı şirketlerin sözleşme bedellerini yapay olarak artırdığını, maliyetleri şişirdiğini ve ortaya çıkan fazla tutarları "acente komisyonu" adı altında Irak bakanlıklarına aktarılan gizli rüşvet ödemelerine dönüştürdüğünü ortaya koymuştur.⁸⁶
Bu ödemeler muhasebe kayıtlarında yasal ücretler veya pazarlama giderleri gibi gösterilmiş; şirketler ise şişirilmiş sözleşme bedellerini Birleşmiş Milletler emanet (escrow) fonundan geri tahsil etmiştir.⁸⁷
Johnson & Johnson, Irak Sağlık Bakanlığı'na bağlı Kimadia kurumundan sözleşme alabilmek amacıyla 857.387 ABD Doları tutarında komisyon görünümünde gizlenmiş rüşvet ödemesi yapmıştır.⁸⁸
Ayrıca şirket Irak'taki sözleşme bedellerini %10 oranında artırmış, bu ilave tutarı "promosyon faaliyetleri" adı altında göstererek Iraklı yetkililere aktarmıştır.⁸⁹
Benzer şekilde Novo Nordisk, 1,44 milyon ABD Doları tutarında komisyon ödemesi yapmış ve buna ek olarak 1,32 milyon ABD Doları tutarında şişirilmiş ilave komisyon ödemesine onay vererek bu sistem aracılığıyla rüşvet aktarılmasını sağlamıştır.⁹⁰
İtalya'da görülen başka bir davada ise kimliği açıklanmayan bir ilaç şirketi, Petrol Karşılığı Gıda Programı kapsamında 144.660 Avro tutarında rüşvet ödemekle suçlanmış; ancak dava zamanaşımı nedeniyle düşmüştür.⁹¹
Paravan Şirketler, Aracı Firmalar ve Sahte Faturalar
Yukarıda kısaca belirtildiği gibi, yapılan analiz yasa dışı ödemelerin, şirketler tarafından üçüncü taraf satıcılar, offshore paravan şirketler veya göstermelik aracılar kullanılarak gizlendiğini ortaya koymuştur. Bu aracılar, rüşvet ödemelerini aktarmak amacıyla kullanılmış; aynı zamanda "reklam", "depolama", "danışmanlık" veya "pazarlama" gibi gerçekte sunulmayan hizmetler için sahte faturalar düzenlemişlerdir.⁹²
Diğer bazı vakalarda ise "dağıtım navlunu (distribution freight)" gibi belirsiz muhasebe açıklamaları kullanılarak, herhangi bir şüphe uyandırmadan kamu görevlilerine veya hekimlere para aktarılmıştır.
Örneğin Novartis Yunanistan, gerçekte büyük ölçüde tanıtım faaliyetlerinden oluşan bilimsel etkinliklerin maliyetlerini şişirerek ödemeleri göstermelik tedarikçiler aracılığıyla yönlendirmiştir.⁹³
Pfizer Rusya, hastanelere yönelik geri ödeme (rebate) fonlarını, lobi faaliyetleri veya taşıma ücretleri adı altında Kıbrıs, Kanada ve Macaristan'da bulunan aracı şirketler ile offshore paravan şirketlere aktarmıştır.⁹⁴
Eli Lilly Rusya, 42 üçüncü taraf offshore kuruluş ile toplam 96 sahte "pazarlama/hizmet" sözleşmesi yapmış ve bu sözleşmeler aracılığıyla kamu görevlilerine 11 milyon ABD Dolarından fazla ödeme gerçekleştirmiştir.⁹⁵
Bir başka örnekte Nordion, Rusya'da düzenleyici onayları alabilmek amacıyla offshore hesaplara sahip bir temsilci kullanmış ve rüşvet ödemelerini maliyet tahminlerinde "resmî olmayan giderler (unofficial costs)" olarak göstermiştir.⁹⁶
Hayır Kuruluşları ve Yardım Vakıfları Aracılığıyla Gizlenen Rüşvetler
Bazı vakalarda ilaç şirketlerinin, kamu görevlileriyle bağlantılı hayır kuruluşlarına veya yardım vakıflarına yaptıkları bağışlar aracılığıyla rüşvet ödemelerini gizledikleri belirlenmiştir.
Şirket içi elektronik posta yazışmaları ve diğer belgeler, bu ödemelerin düzenleyici onayların alınması veya ilaçların geri ödeme kapsamına alınmasına ilişkin olumlu kararlar karşılığında gerçekleştirilen karşılıklı çıkar anlaşmaları (quid pro quo) olduğunu açıkça göstermektedir.⁹⁷
Örneğin Eli Lilly Polonya, üst düzey bir kamu görevlisine ait kişisel vakfa yaklaşık 40.000 ABD Doları aktarmış; bunun karşılığında şirket ilaçlarının geri ödeme kararlarında olumlu düzenlemeler yapılmasını sağlamıştır.⁹⁸
İlaç Sektöründeki Rüşvet Vakalarının Sınıflandırılması
İlaç sektöründeki rüşvetin halk sağlığı üzerindeki etkilerini daha kapsamlı değerlendirebilmek ve belgelenen yolsuzluk vakalarının sonuçları ile ciddiyetini daha tutarlı biçimde analiz edebilmek amacıyla, belirlenen rüşvet vakaları aşağıdaki şekilde sınıflandırılabilir.
Birinci kategori, ilaç kalitesini doğrudan etkilemeksizin şirketlerin kârlarını artırdığı vakaları kapsamaktadır. Bu grupta, reçete yazan hekimlere veya kamu ilaç alımından sorumlu görevlilere sağlanan yasa dışı teşvikler (komisyon ödemeleri, aşırı lüks ağırlama, göstermelik danışmanlık sözleşmeleri vb.) yer almaktadır. Bu tür rüşvet uygulamalarının amacı, kalite standartlarını karşılayan ruhsatlı ilaçların satışlarını artırmaktır. Bunun doğrudan sonucu şirket gelirlerinin ve pazar payının artmasıdır. Ancak hekimler ve sağlık kurumları, maliyet-etkililik veya hastalar için en uygun tedavi yerine belirli ürünlere yönlendirilmektedir. Bu tür vakalarda ilacın kalitesi doğrudan bozulmamaktadır.
İkinci kategori, standart altı ilaçların pazarlanmasına veya ilaçların uygunsuz kullanımına yol açan vakaları kapsamaktadır. Bu tür olaylarda rüşvet, düzenleyici denetimleri aşmak veya güvenlilik, etkinlik ya da üretim standartlarını karşılamayan ilaçların satışını kolaylaştırmak amacıyla kullanılmaktadır. Bunun sonucunda sahte, standart altı, tağşişli veya ruhsatsız ilaçların dolaşıma girmesi gibi doğrudan halk sağlığı riskleri ortaya çıkmaktadır. Bu amaçla müfettişlere, düzenleyici otorite çalışanlarına veya tedarik zincirindeki görevlilere, uygunsuzlukları onaylamaları ya da görmezden gelmeleri için rüşvet verilebilmektedir.
Son olarak üçüncü kategori, kâr amacıyla gerçekleştirilen yolsuzluğun ilaç kalitesi veya hasta güvenliği riskleriyle birleştiği karma vakaları içermektedir. Bazı olaylarda şirketler hem ekonomik kazanç sağlamakta hem de ilaç kalitesine veya ilaçların uygunsuz kullanımına ilişkin riskleri artırmaktadır. Buna örnek olarak, ruhsat dışı endikasyonlarda ilaç kullanımını teşvik eden yasa dışı pazarlama faaliyetleri verilebilir. Bu uygulamalar satışları artırırken hastaların etkinliği kanıtlanmamış veya potansiyel olarak tehlikeli tedavilere maruz kalmasına neden olabilmektedir. Benzer şekilde, yeni ürünlerin veya yeni endikasyonların yeterli düzenleyici değerlendirmeden geçirilmeden onaylanmasını sağlamak amacıyla verilen rüşvetler, hem şirket kârını artırmakta hem de hasta güvenliğini riske atmaktadır. Bunun örnekleri arasında, prim sistemiyle teşvik edilen satış ekiplerinin bilimsel kanıtlarla desteklenmeyen kullanım alanlarında ilaçları tanıtması veya yetersiz klinik araştırmaları görmezden gelmeleri için kamu görevlilerine rüşvet verilmesi yer almaktadır. Bu sınıflandırma, ilaç sektöründeki yolsuzluğun hem ekonomik sonuçlarını hem de hasta güvenliği üzerindeki etkilerini daha açık biçimde ortaya koymaktadır.
Tartışma
Vaka özelliklerinin özetlenmesinin yanı sıra, Faz Raporlarının tematik analizi vakalar arasında bazı temel örüntüleri ortaya koymuştur. Örneğin belgelenmiş vakaların birçoğu üst düzey yöneticiler tarafından açıkça onaylanmış ya da en azından bilerek tolere edilmiştir. Bu durum, mali teşviklerin uygunsuz davranışların algılanan risklerinden daha ağır bastığı koşullarda uyum programlarının başarısız olabileceğini düşündürmektedir. Etik iş uygulamalarına yönelik üst yönetim bağlılığının önemi, OECD’nin Çok Uluslu İşletmeler için Sorumlu İş Davranışı Rehberi’nde vurgulanmaktadır.⁹⁹ Güçlü iç denetim mekanizmaları ve denetimlere ayrılan yeterli kaynaklar bulunmadığında, yasa dışı faaliyetler bölgesel ofislerde ve bağlı ortaklıklarda yerleşik hale gelebilir.¹⁰⁰
Tekrarlayan bir başka örüntü ise rüşvetleri gizlemek amacıyla aracıların ve karmaşık şirket yapılarının kullanılmasıdır. Birçok vakada, meşru işlemler görünümünde yapılan ödemeleri gerçekleştiren iştiraklerin, üçüncü taraf tedarikçilerin veya paravan şirketlerin rol aldığı görülmüştür. Bu tür düzenlemeler ticari açıdan meşru işlevler görebilse de, uygunsuz amaçlar için kullanılabilecek opak mali kanallar da yaratmaktadır.¹⁰¹ Kamu görevlileriyle temas eden distribütörler, yerel temsilciler ve diğer üçüncü taraflar için gerekli inceleme yükümlülüklerinin güçlendirilmesi ve daha sıkı denetim uygulanması bu risklerin azaltılmasına yardımcı olabilir. Bu nedenle bu derleme, aracılarla ilişkilerde şeffaflığın artırılmasını gerektiren reform çağrılarını da desteklemektedir. Hizmet ücretlerinin kamuya açıklanması ve klinik araştırma verilerinin kamuya raporlanması gibi uygulamalar, rüşvet fırsatlarının azaltılmasına katkıda bulunabilir.¹⁰²
Rüşvet yalnızca tek bir bölgeyle sınırlı değildir; geniş bir coğrafi alanda belgelenmiştir. Sahte klinik araştırmalara, şişirilmiş distribütör iskontolarına ve gizlenmiş danışmanlık sözleşmelerine tekrar tekrar başvurulması, bazı sistemik zayıflıkların ulusal sınırları aştığı düşüncesini desteklemektedir.¹⁰³ Çin ve Rusya gibi bazı ülkelerde birden fazla vaka görülmüş; Asya, Doğu Avrupa, Orta Doğu ve Latin Amerika’yı kapsayan toplam 30 ülkede yasa dışı ödemeler tespit edilmiştir. Bu geniş coğrafi dağılım, ilaç sektöründeki yolsuzluğun yalnızca belirli yüksek riskli ülkelerle sınırlı olmadığı, daha genel yapısal kırılganlıkların bir göstergesi olduğu yönündeki mevcut literatürü desteklemektedir.¹⁰⁴
Braithwaite, ülkelerin ulusötesi şirketlerin rüşvet stratejileriyle mücadelede zorlandığını, çünkü parçalı yapıdaki “düzenleyici kurumların çoğu zaman ilaç şirketlerinin küresel erişimi karşısında yetersiz kaldığını” belirtmektedir.¹⁰⁵ Yolsuzluk uygulamalarına ilişkin çok taraflı istihbarat paylaşımı, ilaç şirketlerinin küresel erişimine karşı mücadelede yararlı olabilse de, küresel uzlaşmanın zayıflaması pragmatik bir bölgeselciliği gerekli kılabilir. Bölgesel işbirliği; örneğin zayıf düzenlenen pazarlarda sağlık çalışanlarına yapılan üçüncü taraf ödemeleri gibi rüşvet örüntülerinin izlenebileceği merkezi veri tabanlarının oluşturulması yoluyla bilgi paylaşımını sağlayabilir. Bölgesel yaklaşım, bir ülkedeki zayıf denetimin komşu pazarları da olumsuz etkilediği ve ilaç şirketleri tarafından yararlanılan “düzenleyici arbitraj” sorununu ele almaktadır.¹⁰⁶ Yaptırımların uyumlaştırılması — örneğin yolsuzluğa karışan aktörlerin ortak kara listelerinin oluşturulması veya benzer araçların kullanılması — ve ihbarcı korumalarının standartlaştırılması, bölgesel yapıların ortak ve güçlü bir caydırıcılık cephesi oluşturmasına olanak sağlayabilir.
Rüşvet düzeneklerinin başlatılması ile nihayet tespit edilmeleri arasındaki endişe verici gecikmeler de şirketlerin uyum sistemlerinin ve düzenleyici denetimin etkisizliğinin bir göstergesidir. Birçok rüşvet düzeni ortaya çıkarılmadan önce yıllarca devam etmiştir.¹⁰⁷ Benzer gecikmeler, olayların tespit edilmesi ile soruşturma ve kovuşturma aşamaları arasında da görülmüştür.¹⁰⁸
Biz, ilaç sektöründe rüşvetin devam etmesinin temel nedenlerinden birinin yakalanma riskinin düşük olması olduğunu ileri sürüyoruz. Açıklamak gerekirse, rüşvetin ilaç şirketlerine maliyeti, rüşvet olarak ödenen tutar ile bu rüşvet nedeniyle karşılaşılabilecek yaptırım riskinin toplamından oluşmaktadır; yaptırım riski ise tespit edilme olasılığı ile cezanın büyüklüğünün bir fonksiyonudur. İlaç şirketleri rüşvete başvurup başvurmamaya karar verirken bu toplam maliyeti, yolsuzluk uygulamalarından elde edecekleri ek gelir ve diğer yararlarla karşılaştıracaktır. Kısacası, rasyonel kâr maksimizasyonu yapan ilaç şirketleri — eylemin yasal olup olmadığına bakılmaksızın — rüşvetten elde edilecek potansiyel kazançları yakalanma ve cezalandırılmanın beklenen maliyetiyle karşılaştıracaktır.
İncelenen 21 vakaya ait veriler, ödenen toplam rüşvet tutarının yaklaşık 12,6 milyon ABD Doları, uygulanan toplam mali yaptırımların ise — para cezaları, haksız kazancın geri alınması, faiz vb. dahil — yaklaşık 1,1 milyar ABD Doları olduğunu göstermektedir. Rüşvet düzeneklerinin başlatılması ile tespit edilmesi ve kovuşturulması arasındaki uzun gecikmeler, ayrıca suçlamalara itiraz edilebilmesi olasılığı, yolsuzluk uygulamalarının fiilî beklenen maliyetini azaltmaktadır. Bu nedenle yüksek mali cezalar her zaman yolsuzluğa karşı anlamlı bir caydırıcılığa dönüşmemektedir. Ayrıca bazı ülkelerin cezai sorumluluk öngörürken diğerlerinin yalnızca hukuki/mali yaptırım uyguladığı ulusal hukuk sistemleri arasındaki farklılıkların da sektördeki rüşvetin boyutu üzerinde etkili olabileceği dikkate alınmalıdır.
Bizim yaklaşımımız ve Sözleşme, yolsuzluğun rasyonel maliyet-yarar hesaplamalarından doğduğu varsayımına dayanan bir caydırıcılık modeline dayanmakla birlikte, alternatif yaklaşımların yolsuzluğun her zaman yalnızca parasal hesaplamalara indirgenemeyeceğini vurguladığını belirtmek önemlidir. Örneğin Braithwaite, ilaç sektöründe yolsuzluk uygulamalarının çoğu zaman kurumsal normlara ve piyasa yapılarına yerleşmiş olduğunu ileri sürmektedir.¹⁰⁹ Benzer şekilde Feldman ve çalışma arkadaşları, davranışsal etik yaklaşımından yararlanarak ahlaki kayma süreçlerini, örgütsel baskıları ve uygunsuz davranışları normalleştiren kurumsal teşvikleri vurgulamaktadır.¹¹⁰ Bu yaklaşımlar birlikte değerlendirildiğinde, etkili rüşvetle mücadele rejimlerinin yalnızca dış yaptırım ve caydırıcılıkla değil, aynı zamanda yolsuzluğu sürdüren kurum içi kültürler ve davranışsal dinamiklerle de mücadele etmesi gerektiği anlaşılmaktadır.
Bulgularımız, daha proaktif izleme ve denetim mekanizmalarına yönelik mevcut çağrıları yinelemektedir.¹¹¹ Mevcut rüşvetle mücadele çerçevelerinin uygulanmasının ötesinde, alternatif yapısal reformlar da yolsuzluğa yönelik teşvikleri azaltabilir. Bunlar arasında düzenleyici kurumların sektör finansmanına bağımlılığının azaltılması, klinik araştırmalar için kamu veya bağımsız finansman mekanizmalarının genişletilmesi ve yan ödemelere yönelik fırsatları en aza indirecek merkezi satın alma modellerinin benimsenmesi yer almaktadır. Sağlık çalışanlarına yapılan tüm sektör ödemelerinin zorunlu olarak açıklanması gibi şeffaflık reformları ve sınır ötesi rüşvetle mücadelede uluslararası işbirliğinin artırılması da bu çalışmada belirlenen sistemik kırılganlıkların giderilmesine yardımcı olabilir. Veri analitiğindeki gelişmeler, yapay zekâ destekli risk tespiti ve otomatik mali izleme sistemlerinin kullanılması yoluyla şeffaflığın artırılması da şüpheli ödeme örüntülerinin daha erken belirlenmesine katkı sağlayabilir. Aynı zamanda ihbarcılar için kapsamlı hukuki korumaların bulunması gereklidir; çünkü birçok yolsuzluk vakası şirket içi bildirimler sayesinde ortaya çıkmakta ve misilleme korkusu bu bildirimlerin yapılmasını engelleyebilmektedir.¹¹²
Halk sağlığı açısından bakıldığında, rüşvetin etkileri mali cezaların ve şirket itibarının çok ötesine uzanmaktadır. Reçeteleme kararlarını, düzenleyici onayları veya kamu alım sözleşmelerini etkileyen yasa dışı ödemeler, sağlık hizmetlerinin önceliklerini bozabilmektedir.¹¹³ Kaynakların optimal olmayan ilaç tercihlerine, şişirilmiş maliyetlere veya gereksiz tedavilere yönelmesine neden olmaktadır.¹¹⁴ Bu tür çarpıklıklar sağlık kurumlarına duyulan kamu güvenini aşındırmakta ve kararların tıbbi gereksinim yerine mali teşvikler tarafından yönlendirilmesi durumunda hasta sonuçlarını olumsuz etkileyebilmektedir.¹¹⁵ Çıkar çatışmalarına ilişkin politikaların güçlendirilmesi, sağlık çalışanlarına yapılan ödemelerin zorunlu olarak açıklanması ve reçeteleme eğilimlerinin daha yakından izlenmesi bu olumsuz
Sınırlılıklar
Bu çalışmanın sağladığı bulgulara rağmen, yolsuzluğun gerçek boyutunun olduğundan daha düşük görünmesine neden olabilecek önemli sınırlılıkları bulunmaktadır. OECD Rüşvetle Mücadele Çalışma Grubu raporları yalnızca resmî soruşturmalar sonucunda kamuoyuna açıklanan vakaları kapsamaktadır. Bununla birlikte, bu raporlarda yer alan bilgiler önemli bir veri kaynağı oluşturmaktadır.
Büyük borsalarda işlem görmeyen şirketler veya yaptırımların daha zayıf uygulandığı ülkelerde faaliyet gösteren şirketler ile gizlilik anlaşmaları kapsamında sonuçlandırılan uzlaşma dosyaları, kamu denetiminin dışında kalabilmektedir. Ayrıca, rüşvetle mücadeleye yönelik yaptırımların uygulanma düzeyi ülkeler arasında önemli farklılıklar göstermektedir. Bazı bölgelerdeki rüşvet düzenekleri hiçbir zaman ortaya çıkarılmayabilir veya yeterli düzeyde soruşturulup kovuşturulmayabilir.¹¹⁶
Bu eksiklikler, resmî olarak hiçbir zaman kayda geçmeyen bir "karanlık yolsuzluk havuzu (dark figure of corruption)" oluşturmaktadır.¹¹⁷
Gelecekte yapılacak araştırmalarda mahkeme kayıtları, medya haberleri ve ihbarcıların (whistleblower) açıklamaları gibi ek veri kaynaklarının da kullanılması, rüşvet uygulamalarının örüntülerinin daha kapsamlı biçimde anlaşılmasına katkı sağlayabilir.¹¹⁸ Ulusal veya bölgesel düzeyde gerçekleştirilecek karşılaştırmalı çalışmalar ise yerel yönetişim yapıları ile şirket uygulamalarının rüşvet üzerindeki etkisini inceleyerek daha etkili politika önerilerinin geliştirilmesine yardımcı olabilir.
Sonuç
Bu çalışma, OECD Faz (Phase) Raporlarını inceleyerek küresel ilaç sektöründeki rüşvet uygulamalarının örüntülerini belirlemiş ve tanımlamıştır. Böylece ilaç sektöründeki rüşvet uygulamalarına ilişkin nicel verileri ortaya koyarak ilaç pazarlarındaki sistemik yolsuzluğun ampirik olarak daha iyi anlaşılmasına katkıda bulunmaktadır.
Araştırmamız, mevcut literatürde yer alan üç temel akademik tartışmayı geliştirmekte ve genişletmektedir.
Birincisi, soruşturulan ilaç şirketlerinin %74'ünün, iç kontrol mekanizmalarını aşabilmek amacıyla bağlı ortaklıklarını (subsidiaries) kullandığını ve rüşvet düzeneklerinin ortalama 4,74 yıl sürdüğünü ortaya koyarak ölçülebilir kanıtlar sunmaktadır. Bu bulgular, ilaç sektöründe düzenleyici boşlukların yerleşik hâle geldiğini ileri süren mevcut literatüre ampirik destek sağlamaktadır.
İkincisi, ilaç şirketlerine uygulanan ve toplam 1,1 milyar ABD Dolarına ulaşan mali yaptırımlar, yolsuzluğun sektör içerisinde kurumsallaşmış bir olgu olduğunu doğrulamaktadır.
Son olarak, rüşvetin gizlenmesinde kullanılan yöntemlerin analiz edilmesi, ilaç sektöründeki yolsuzluğun ne derece karmaşık olduğunu ve bu tür uygulamaların ortaya çıkarılmasının neden güç olduğunu daha iyi anlamamıza katkıda bulunmaktadır.
Faz Raporlarında yer alan rüşvet vakalarını ayrıntılı biçimde tanımlayan bu çalışma, söz konusu raporların içerdiği bilgilerin önemini de ortaya koymaktadır. Gelecekte yapılacak araştırmalarda OECD Rüşvetle Mücadele Çalışma Grubu üyeleri, düzenleyici kurum temsilcileri, ilaç sektörü temsilcileri ve sivil toplum kuruluşlarıyla görüşmeler yapılarak yalnızca bu rüşvet vakalarının nasıl ve neden ortaya çıktığı değil, aynı zamanda bunların nasıl sonuçlandırıldığı ve OECD Çalışma Grubu tarafından yürütülen sürekli izlemenin ne ölçüde etkili olduğu konusunda da daha ayrıntılı bilgi elde edilmelidir.
Uluslararası iş birliği ve kalkınmanın benzeri görülmemiş ölçüde belirsiz ve istikrarsız bir dönemden geçtiği günümüzde, ilaç sektöründeki yolsuzluk ve rüşvet konusunda araştırma yapılması ve etkili önlemler alınması büyük önem taşımaktadır.
Bu çalışma, OECD kapsamında incelenen vakalarda ilaç sektöründeki rüşvet uygulamalarının yaygınlığını ortaya koyarak; hesap verebilirlik, şeffaflık ve bölgesel gereksinimlere uygun yolsuzlukla mücadele mekanizmalarının oluşturulmasının gerekliliğini vurgulamaktadır. Bu tür mekanizmalar, ilaç sektöründeki rüşvet vakalarının daha etkin biçimde önlenmesine, erken dönemde belirlenmesine ve uygun şekilde müdahale edilmesine katkı sağlayacak; böylece sağlık sistemlerindeki verimsizlikleri azaltırken dünya genelinde kaliteli farmasötik hizmetlere erişimin artırılmasına yardımcı olacaktır.
Ek Materyal: Bu makaleye ait ek materyallere aşağıdaki adresten ulaşılabilir: http://doi.org/10.1017/jme.2026.10237
Teşekkür: Yazarlar, bu makalenin hazırlanması sırasında değerli görüşleri ve düzeltmeleri için Prof. Marc Rodwin'e teşekkür ederler. Ayrıca, araştırma sürecindeki değerli katkılarından dolayı Christopher Adanty'ye ve makalenin biçimlendirilmesi ile kaynakça kontrollerindeki yardımlarından dolayı Charlotte Zhang'a teşekkür ederler.
Bu çalışma, Toronto Üniversitesi PERA Fonu tarafından desteklenmiştir.






