TIP ŞARLATANLARI
Türkiye’de Tıbbi Şarlatanlığın Anatomisi— Yeniden ve Güncellenmiş —
Prof. Dr. F. Cankat Tulunay
Giriş
Bugün sizlere, seneler önce bu sütunlarda yazdığım bir yazıyı güncelleyerek takdim ediyorum. Seneler geçse de bakış açımız değişmiyor; yıllardır sürdürdüğümüz bilimsel çizgi aynı mihval üzere devam edecek. Değişen tek şey, sesimizi duyurduğumuz mecra; değişmeyen şey ise, bilimsel kanıtı ve kamu yararını her türlü çıkarın önünde tutma tutumumuzdur. Ne yazık ki son on yılda, sosyal medyanın da etkisiyle, tıbbi şarlatanlık (medical quackery) klasik “üfürükçülük” boyutunu çoktan aşarak milyonlarca dolarlık bir endüstriye dönüşmüştür.
Tıbbi şarlatanlık, bilimsel etkinliği gösterilememiş ya da etkisiz olduğu bilindiği hâlde, hastalara umut satarak sağlık hizmeti sunulmasıdır. Dünya Sağlık Örgütü, FDA ve bilim akademileri bunu ciddi bir halk sağlığı sorunu sayar; çünkü şarlatanlık yalnızca yanlış umut satmakla kalmaz, bilimsel kanıtı çarpıtır, hastayı ekonomik olarak sömürür, gerçek ve kanıtlanmış tedavileri geciktirir ve zaman zaman ölümle sonuçlanan komplikasyonlara yol açar. Yani mesele masum bir aldanış değil; ölçülebilir bir zarardır.
Son yıllarda ilaç sektörü hem uluslararası hem de ulusal platformlarda gündemin ön sıralarında kalmaya devam ediyor. Büyük umutlar bağlanan ilaçların peş peşe darbe alması, bazılarının piyasadan çekilmesi, bazılarının ciddi uyarılara maruz kalması yalnızca ilaç firmalarını değil, sağlık otoritelerini de derinden sarsıyor. Ve tarih boyunca hep olduğu gibi, bilimin sarsıldığı her dönemde şarlatanlar da meydanlardaki yerlerini almakta gecikmiyor. Kaos, şarlatanın en verimli çalışma ortamıdır; kanıtın zayıfladığı yerde, iddianın sesi yükselir.
Biz şarlatanları, yıllardır dört kategoride inceliyoruz. Bu sınıflandırma, kimseyi karalamak için değil; kamuoyunun kimin sözüne, hangi ölçütle güvenmesi gerektiğini görebilmesi için bir pusuladır. Aşağıdaki dört kategori, tehlike derecesine göre sıralanmıştır — ve göreceğiniz gibi, en tehlikelisi cahil olan değil, en donanımlı görünendir.
1. Kategori: Cahil Şarlatanlar
Bunlar, gazete ve televizyonlarda sıkça karşımıza çıkan cinciler, falcılar, medyumlar, kimi “yaşam koçları” ve “enerji vericiler” gibi, hiçbir tıbbi bilgiye sahip olmadan “şifa dağıttığını” iddia eden sahtekârlardır. Kolay teşhis edilebilir olmaları, onları görece daha az tehlikeli kılar; çünkü söyledikleri, aklıselim bir izleyici için çoğu zaman inandırıcı değildir. Ne var ki bazı televizyon kanalları, reyting uğruna bu kişileri meşhur etmiş ve etmeye devam etmektedir. Bugün bu sahne, ekranlardan sosyal medyaya taşınmış durumda: takipçi sayısını gelire çeviren “sağlık içerikçileri”, aynı cehaleti çok daha geniş bir kitleye, çok daha hızlı ulaştırıyor. Mecra değişti, yöntem aynı kaldı.
2. Kategori: Yarı Cahil Şarlatanlar
Bunlar, cahil şarlatanlardan daha tehlikelidir; çünkü bir parça bilgiyle donanmış, ağzı laf yapan kişilerdir. Tıp dışı hemen her meslekten olabilirler — kimyager, ziraat mühendisi, işletmeci, gıda teknoloğu. Üç kuruşluk çıkarları uğruna, hiçbir bilimsel dayanağı olmayan tedavi yöntemlerini, özellikle de bitkisel ürünleri, çekinmeden hastalara önerirler. Sağlıkla doğrudan bir ilişkileri olmadığı hâlde, üstüne üstlük anlamadıkları referansları da arka arkaya sıralayarak zeytin yaprağı ekstresi türünden ürünler pazarlarlar. Kendileri gibi düşünen yandaşlar bulmakta hiç zorlanmaz; televizyonlarda boy gösterir, hatta kimi üniversitelerin internet sayfalarında bile kendilerine yer bulurlar.
Son yıllarda bu tablo tuhaf bir hâl aldı: sanki Türkiye topraklarında bitki yetişmiyormuş gibi, dünyanın dört bir yanından sözde şifalı ürünler ithal edilerek halka pazarlanıyor. Denetimsiz üretim zincirlerinden gelen bu ürünlerin içinde ağır metaller, mikrobiyolojik kirleticiler veya etikette yazmayan ilaç etkin maddeleri bulunabildiği bilimsel yayınlarla defalarca gösterildi. Yani mesele yalnızca boş bir vaat değil; çoğu zaman doğrudan bir zehirlenme riskidir. Ve çoğu zaman kimse gıkını çıkarmıyor.
3. Kategori: Okumuş, Sağlıkçı Şarlatanlar
Doktor, eczacı gibi unvanlara sahip bu kişiler, en tehlikeli gruplardan biridir; çünkü taşıdıkları diploma, söylediklerine hak etmedikleri bir güvenilirlik kazandırır. Halk, önündeki kişinin unvanına bakar ve sözünü tartmadan kabul eder. Örnekleri saymakla bitmez: zakkum kaynatanlardan mangal külü pazarlayanlara, zeytin yaprağı ekstresi satanlardan yılan zehri tacirlerine kadar geniş bir yelpaze. Bazıları, mevzuattaki boşluklardan ya da etik dışı yollardan yararlanarak, özellikle ithal bitkisel ürünlere ruhsat çıkarır ve bunları pervasızca satar. Bunların bir kısmı reyting sıkıntıs çeken TV lere program yaparken çoğu TV lere para ödeyerek ekrana çıkarlar.
Bu kategorinin en sinsi yanı, bilimin dilini taklit edebilmesidir. Bir referans, bir grafik, bir “çalışma gösterdi ki” cümlesi — hepsi, kanıtın kılığına girmiş iddialardır. Oysa bir sağlık iddiasının değeri, onu destekleyen kanıtın kalitesine bağlıdır: randomize kontrollü çalışma mı var, yoksa üç hastalık öyküsü ve bir tanıklık mı? Unvan, bu farkı ortadan kaldırmaz; aksine, taşıyıcısına bu farkı bilme sorumluluğunu yükler.
4. Kategori: Rütbeli Şarlatanlar
Bunlar, en tehlikeli olanlardır. Birçoğu doğrudan ya da dolaylı olarak ilaç firmalarından ve gıda takviye firmalarından beslenir; unvanlarını ve kurumsal konumlarını kullanarak kurumları, hekimleri, eczacıları ve halkı yönlendirir. Çoğu zaman ilaç firmaları tarafından desteklenen vakıf ve dernekleri arkalarına alır, böylece kişisel görüşlerini “bilimsel kuruluşun görüşü” gibi sunarlar. Vajinal C vitamininin ülkeye ne kadar elzem olduğundan, glutensiz çikolatanın mutlaka geri ödeme kapsamına alınması gerektiğine kadar akla gelmeyecek konularda “fetva” verirler. Bazıları çeşitli kurumlara sızmıştır; ilaç firmalarıyla çıkar ilişkileri herkesçe bilindiği hâlde, ruhsatlandırmadan etik kurullara, geri ödemeden kamu alımlarına kadar her aşamada boy gösterir ve velinimetlerinin çıkarlarını korurlar. Bunların bir kısmı media maymunudur. Bir .ok TV kanlı reyting uğruna bu şarlatanları ekranlara taşır ve halkın kandırılmasına yardım ederler.
Bu kategorinin neye mal olabileceğini anlamak için tarihe bakmak yeter. Yıllar önce biz Celebrex ve Vioxx’un ölümcül kardiyovasküler etkilerine dikkat çekerken, konumunu ve nüfuzunu kullananlar bu ilaçların “son derece emniyetli” olduğunu ispatlamaya çalışmıştı. Sonra kimin haklı olduğu acı biçimde ortaya çıktı. Vioxx (rofekoksib), 30 Eylül 2004’te üreticisi tarafından piyasadan çekildi — bu, tarihin en büyük reçeteli ilaç geri çekilmesiydi. FDA’nın kendi ilaç güvenliği uzmanı Dr. David Graham’ın hesaplamalarına göre, ilacın piyasada kaldığı süre boyunca yalnızca ABD’de yaklaşık 88.000 ilâ 139.000 fazladan ciddi koroner olay yaşanmış; bunların yüzde 30–40’ı ölümle sonuçlanmıştı. Yani birileri “bu ilaç emniyetlidir” fetvası verirken, binlerce insan hayatını kaybediyordu. Ağababalar bu tür “hizmetleri” unutmaz; sahiplerini daha sonra çeşitli kurumlarda konumlandırarak beslemeye devam eder.
Fetvaların Bedeli: Belgelenmiş Kırılma Noktaları
Rütbeli şarlatanlığın en somut kanıtı, geçmişte “emniyetli” ilan edilen ilaçların sonradan gelen düzenleyici çöküşleridir. Bu olaylar kişisel bir iddia değil; kamuya açık ve doğrulanabilir belgelerdir. Vioxx (rofekoksib), 2004. VIGOR çalışmasının daha 2000 yılında verdiği kardiyovasküler sinyal yıllarca yeterince dikkate alınmadı; ilaç ancak APPROVe çalışması kalp krizi ve inme riskini açıkça ortaya koyunca, tarihin en büyük ilaç geri çekilmesiyle piyasadan alındı. Prestijli tıp dergisi NEJM’in başyazısı, olayı “halk sağlığını koruma görevinin başarısızlığı” olarak niteledi. MSD on binlerce dava için 4,85 milyar dolar tazminat için anlaştı.
Rimonabant (Acomplia), 2008–2009. “Mucize zayıflama ilacı” olarak sunulan bu ürün, ciddi psikiyatrik yan etkileri — depresyon ve intihar düşüncesi dahil — nedeniyle Avrupa İlaç Ajansı (EMA) tarafından Kasım 2008’de askıya alındı, Ocak 2009’da ise ruhsatı geri çekildi. FDA ise daha 2007’de aynı güvenlik kaygılarıyla ilaca onay vermemişti. Piyasaya en çok bağlanan umut, en ağır güvenlik kaygısına dönüşmüştü.Sanofi 40 milyon dolar nakit ödedi
Aduhelm (adukanumab), 2021–2024. Bu daha yeni ve daha öğreticidir. Alzheimer için “çığır açan” diye pazarlanan bu ilaç, FDA tarafından 2021’de — kendi bilimsel danışma kurulunun onaylamama tavsiyesine rağmen — hızlandırılmış onayla piyasaya sürüldü. Danışma kurulunun bazı üyeleri protesto amacıyla istifa etti; ABD kamu sigortası (Medicare) etkinlik kanıtı yetersiz olduğu için geri ödemeyi ciddi biçimde sınırladı. Sonuçta üretici firma, ilacı 2024’te sessizce piyasadan çekti. Aradan geçen onca yıla rağmen senaryo aynıydı: önce abartılı umut ve hızlandırılmış onay, sonra kanıtın çöküşü. Biogen 18.9 milyon dolar yatırımcı tazminatı ödedi.
“Emniyetli” Değil, “Kanıtlanmış”: Gri Alanlar
Elbette her tartışmalı ilaç bir felaket değildir; asıl mesele, kanıtın gücü ile pazarlamanın gücü arasındaki uçurumdur. Dürüst ve gerçekten bilim insanı olan meslektaşlarımız bunu her platformda dile getiriyor. Örneğin ciddi psikiyatristler, antidepresanların ortalama etkisinin — özellikle hafif ve orta şiddetli olgularda — plaseboya kıyasla mütevazı olduğunu, ciddi yan etkiler taşıyabildiğini ve özellikle ağır olgularda uzman gözetiminde kullanılması gerektiğini söylüyor. (Adalet için eklemek gerekir: 2018’de yayımlanan büyük bir ağ meta-analizi, antidepresanların plaseboya üstün olduğunu göstermiştir; ancak etki büyüklüğünün klinik anlamı, özellikle hafif olgularda tartışmalıdır. Yani mesele ilaçların hepten işe yaramaması değil, gerçek etkilerinin ölçülü biçimde anlatılmasıdır.)
Benzer şekilde ciddi nörologlar, kolinesteraz inhibitörü Alzheimer ilaçlarının hastalığın seyrini durdurmadığını, yalnızca sınırlı bir semptomatik yarar sağladığını çok iyi biliyor; ancak elde başka seçenek olmadığından ve hastayla yakınlarını umutsuz bırakmamak için bu ilaçları kullandıklarını dürüstçe itiraf ediyorlar. Bunun şarlatanlıkla ilgisi yoktur; bu, kanıtın sınırlarını bilerek ve dürüstçe hareket etmektir. Şarlatanlık, tam da bu dürüstlüğün tersidir: kanıtın zayıf olduğu yerde, sesi en yükseğe çıkarmaktır. Tıpkı bütün dünyada olduğu gibi, “rütbeliler” arasında da köklü görüş ayrılıkları vardır; ayrım, unvana ya da makama değil, kişinin kimin çıkarını gözettiğine bakılarak anlaşılır.
Türkiye’de Tıbbi Şarlatanlığın Görünümleri
Yukarıdaki dört kategori evrenseldir; ancak her ülke şarlatanlığı kendi kültürel ve düzenleyici zemininde farklı biçimlerde üretir. Türkiye’de son on yılda, sosyal medyanın da etkisiyle, tıbbi şarlatanlık belirli kalıplara oturmuştur. Aşağıda en sık karşılaşılan biçimlerini, tek ve ortak bir ölçütle — yani ardındaki kanıtın gerçek düzeyiyle — ele alıyorum.
Kanser şarlatanlığı — en ölümcül olanı
En tehlikeli biçim, kanseri “kuruttuğunu”, “hücreyi aç bıraktığını” veya “kemoterapiye gerek bırakmadığını” iddia eden bitkisel ürünlerdir. Çörek otu, zerdeçal, kudret narı, reishi ve maitake gibi mantarlar, ısırgan, keçiboynuzu ve zakkum ekstreleri bu iddialarla pazarlanır; güvenilirlik ise çoğu zaman dinî ve tarihî motiflerle (“Osmanlı reçetesi”, “peygamber tavsiyesi”, “Alman formülü”) devşirilir. Bu bitkilerin bir kısmının hücre veya hayvan düzeyinde araştırmaları bulunabilir; ancak hiçbiri insanda kanseri iyileştirdiği kanıtlanmış değildir. Asıl ölümcül zarar da üründe değil, kanıtlanmış tedavinin — cerrahi, kemoterapi, radyoterapi — geciktirilmesindedir. Üstelik bazı ürünler doğrudan toksiktir: örneğin zakkum (Nerium oleander), içerdiği kardiyak glikozitler nedeniyle ölümcül ritim bozukluklarına yol açabilir. Burada “doğal” sözcüğü, güvenliğin değil, denetimsizliğin örtüsüdür.
Ozon ve GETAT uygulamalarının abartılması
Ozon tedavisi Türkiye’de diyabetten otizme, kanserden multipl skleroza, infertiliteden “yaşlanmayı geriye almaya” kadar son derece geniş bir yelpazede pazarlanmaktadır. Oysa kanıt düzeyi endikasyona göre değişir ve bu geniş iddiaların büyük çoğunluğu güçlü bilimsel destekten yoksundur. Sağlık Bakanlığı ozonu, ancak yetkilendirilmiş merkezlerde ve belirli koşullarda uygulanabilen bir Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp (GETAT) yöntemi olarak tanımlar. Bu düzenlemenin varlığı, yöntemin “her hastalıkta etkili” olduğu anlamına gelmez; tam tersine, her endikasyonun ayrı ayrı bilimsel kanıtla değerlendirilmesi gerektiğini gösterir. Akupunktur, fitoterapi ve hacamat gibi diğer GETAT uygulamaları için de aynı ilke geçerlidir: yönetmelikle tanımlanmış olmak, kanıtlanmış olmakla aynı şey değildir.
Kök hücre ve PRP: gerçek bilimin gölgesinde satılan abartı
Kök hücre uygulamaları “diz kireçlenmesini bitiren, felci düzelten, omuriliği yenileyen, Parkinson’u iyileştiren” sloganlarıyla; PRP (trombositten zengin plazma) ise “her şeye iyi gelen” bir mucize gibi sunulur. Oysa rejeneratif tıp gerçek ve umut verici bir araştırma alanıdır; sorun, henüz kanıtlanmamış endikasyonların kanıtlanmış gibi ve yüksek ücretlerle satılmasıdır. PRP bazı endikasyonlarda (örneğin androgenetik saç dökülmesi ve diz osteoartriti) sınırlı yarar göstermiştir; ama bir “panzehir” değildir. Uluslararası Kök Hücre Araştırmaları Derneği (ISSCR), kanıtlanmamış kök hücre “tedavilerine” karşı hastaları özellikle uyarır. Ölçüt yine aynıdır: hangi endikasyon, hangi kanıt düzeyiyle?
Vitamin–serum furyası ve glutatyon modası
Son yıllarda damar yoluyla vitamin ve “serum kürleri”, “bağışıklığı patlatır, gençleştirir, enerji verir” iddialarıyla âdeta moda hâline geldi. Oysa eksikliği laboratuvarla gösterilmemiş bir bireyde rutin yüksek doz vitaminin ek yarar sağladığı gösterilememiştir; aksine, bazı vitaminlerin yüksek dozları zararlı olabilir. Benzer biçimde glutatyon, “cilt beyazlatma”, “karaciğer temizliği” ve “detoks” vaatleriyle yaygın biçimde pazarlanıyor; ancak cilt beyazlatıcı etkisine ilişkin kanıt zayıf, uzun dönem güvenliliği ise belirsizdir. “Toksin atma” söyleminin kendisi de bilimsel değildir: sağlıklı karaciğer ve böbrek, bu işi zaten yapar.
Detoks, “ağır metal temizliği” ve geçersiz testler
Bu alandaki tipik senaryo iki adımlıdır: önce bilimsel geçerliliği olmayan bir testle bir “sorun” icat edilir, ardından pahalı bir “tedavi” satılır. “Ağır metal temizliği” adı altında, geçersiz testlerle “yüksek cıva/kurşun” saptandığı iddia edilir ve gereksiz şelasyon uygulamaları önerilir; oysa şelasyon, gerçek ve belgelenmiş ağır metal zehirlenmesi dışında hem gereksiz hem risklidir. Aynı mantık gıda intolerans testlerinde de işler: binlerce liraya yapılan IgG temelli testlerle 200–300 besin “yasaklanır”. Oysa uluslararası alerji dernekleri (EAACI dahil), IgG testlerinin gerçek gıda alerjisini göstermediğini, çoğu zaman yalnızca o besine maruz kalındığını yansıttığını uzun süredir belirtmektedir. Sonuç, gereksiz kısıtlayıcı diyetler ve boşa harcanan paradır.
Mikrobiyota indirgemeciliği ve influencer hekimliği
“Bütün hastalıkların kaynağı bağırsaktır” indirgemeciliğiyle probiyotikler, dışkı analizleri ve özel diyetler yüksek ücretlerle pazarlanır. Mikrobiyota gerçek ve önemli bir araştırma alanıdır; ama piyasadaki ticari uygulamaların çoğu, bu alandaki bilimsel belirsizliğin çok ötesinde kesin vaatler içerir. Belki de son yılların en görünür sorunu ise “influencer hekimliği”dir: beyaz önlük, stetoskop ve laboratuvar görüntüleri eşliğinde “mucize”, “devrim”, “kesin çözüm” söylemi kurulur; takipçi sayısı, bilimsel yeterliliğin yerine geçer. Bu, aslında üçüncü kategorinin — okumuş şarlatanın — dijital çağdaki en cilalı biçimidir.
Sözde-bilim: bilimsel dilin taklidi
Nihayet, kabul edilmiş hiçbir biyolojik mekanizması bulunmayan, yalnızca bilimsel terminolojiyi taklit eden bir grup uygulama vardır: kuantum tıbbı, frekans ve rezonans cihazları, bioenerji, skaler enerji, negatif iyon tedavisi, “biyoalan temizliği”. Bunların ortak özelliği, fizik ve biyolojiden ödünç alınmış kelimeleri anlamlarından kopararak bir bilim havası yaratmalarıdır. Sözcükler bilimsel, içerik ise boştur.
Türkiye’de Hukuki Çerçeve ve Ortak Örüntüler
Türkiye’de Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp uygulamaları, 2014 tarihli GETAT Yönetmeliği ile düzenlenmiştir. Akupunktur, fitoterapi, ozon ve hacamat gibi yöntemler yalnızca Bakanlıkça yetkilendirilmiş merkezlerde ve sertifikalı hekimlerce uygulanabilir. Bu çerçeve önemli bir asgari güvence sağlasa da, tek başına bir etkinlik kanıtı değildir; her endikasyon ayrı ayrı bilimsel kanıtla değerlendirilmek zorundadır. Bir yöntemin “yasal olması” ile “etkili olması” birbirinden farklı şeylerdir — ve şarlatanlığın en çok yararlandığı bulanıklık tam da buradadır.
Bütün bu görünümlerin altında, tekrar eden bir örüntü seti yatar. Bilimsel kanıt yerine hasta hikâyeleri (“bende işe yaradı”) pazarlama aracı olarak kullanılır; oysa bir anekdot değerlendirilebilir ama doğrulanamaz. “Doğal olan zararsızdır” yanılgısı, denetimsizliği güvenlik gibi gösterir. Yayınlar seçmeci biçimde kullanılır: yalnızca olumlu çalışmalar öne çıkarılır, aksini gösterenler görmezden gelinir. Komplo söylemi (“ilaç şirketleri gerçek tedaviyi gizliyor”) her eleştiriyi bir kanıt gibi sunar. Ve en acımasızı, umut tacirliğidir: kanser, ALS, otizm ve Alzheimer gibi çaresizliğin en derin olduğu hastalıklardaki hasta ve yakınları özellikle hedef alınır. Tüm bunları besleyen zemin ise sağlık okuryazarlığının yetersizliği ve dijital dezenformasyondur.
Sessiz Çoğunluğun Konuşma Zamanı
Yazdıklarımızın örnekleri, her gün akan haberlerin içinde durmadan yeniden karşımıza çıkıyor. Bunlarla ilgili ayrıntılı yorumlarımızı gelecek yazılarımızda sürdüreceğiz. Ancak asıl söylemek istediğim şudur: artık sessiz çoğunluğun da sesini yükseltmesinin zamanı gelmiştir. Meslektaşlarımızın birçoğu bu görüşleri özel sohbetlerde paylaşıyor ama kamuoyu önünde suskun kalıyor. Oysa bilim, kürsüde değil meydanda savunulduğunda anlam kazanır.
Çünkü aklı başında olanlar susarsa, meydanı, migren dahil baş ağrısının yalnızca nörolog ve psikiyatristlerin işi olduğunu, birinci basamak hekiminin bu hastalara bakamayacağını iddia edenlere bırakmış oluruz. Oysa T.C. Sağlık Bakanlığı’nın kendi “tanı ve tedavi” kılavuzunda dahi, migren de dahil olmak üzere baş ağrıları birinci basamağın konusu olarak kabul edilir. Muayenehanesine hasta kaydırmak için bilimsel gerçeği çarpıtmak da bir tür rütbeli şarlatanlıktır — belki de en gündelik ve en görünmez olanı.
Peki, hasta ve hekim bu kalabalıkta nasıl yol bulacak? Basit ama şaşmaz bir pusula var. Her iddia karşısında dört soru sorulmalı: Bu iddianın kanıt düzeyi nedir — randomize kontrollü çalışma mı, yoksa bir anekdot mu? Bunu kim satıyor ve kim kazanıyor — ortada bir çıkar çatışması var mı? Bu ürün, kanıtlanmış bir tedaviyi geciktiriyor mu? Ve bağımsız, üçüncü taraf bir doğrulama var mı? Hastalar için altın kural, kullandıkları her ürünü — “sadece bitkisel” olanlar dahil — hekimlerine bildirmektir; hekimler için ise bunu her anamnezde sormaktır.
Sözün özü: şarlatanın cahili de, diplomalısı da, rütbelisi de aynı boşluktan beslenir — bilimin sustuğu, kanıtın gevşediği, çıkarın sesini yükselttiği boşluktan. Bu boşluğu dolduracak olan, yeni bir mucize ürün değil; kanıta dayalı, açık ve cesur bir bilimsel sözdür. Ölçütümüz nettir: söylenen güven değil, gösterilebilir güven. Bu ölçütü savunmak, hepimizin — özellikle de suskun çoğunluğun — borcudur.
Seçilmiş Kaynaklar
TULUNAY FC: ŞARLATAN, https://klinikfarmakoloji.com/aci-ilac/sarlatanlar 2008
TULUNAY FC: HOMEOPATİ BİLİMSEL Mİ ŞARLATANLIK MI? https://klinikfarmakoloji.com/aci-ilac/homeopati-bilimsel-misarlatanlik-mi
TULUNAY FC: KANSER İLE ALDATANLAR. https://klinikfarmakoloji.com/aci-ilac/kanser-ile-aldatanlar
TULUNAY FC: KAÇ ÇEŞİT TIP VAR, ŞARLATAN TIBBI NEDİR. https://klinikfarmakoloji.com/aci-ilac/kac-cesit-tip-var-sarlatan-tibbi-nedir
TULUNAY FC: HOMEOPATİ-YALANCI BİLİM. https://klinikfarmakoloji.com/aci-ilac/homeopatiyalanci-bilim
Graham DJ, Campen D, Hui R, et al. Risk of acute myocardial infarction and sudden cardiac death in patients treated with COX-2 selective and non-selective NSAIDs. Lancet. 2005;365(9458):475–481.
Topol EJ. Failing the Public Health — Rofecoxib, Merck, and the FDA. N Engl J Med. 2004;351(17):1707–1709.
Bresalier RS, et al. (APPROVe Investigators). Cardiovascular events associated with rofecoxib in a colorectal adenoma chemoprevention trial. N Engl J Med. 2005;352(11):1092–1102.
European Medicines Agency (EMA). Recommendation to suspend the marketing authorisation of Acomplia (rimonabant), 23 Ekim 2008; ruhsat geri çekilmesi Ocak 2009.
U.S. FDA Endocrine and Metabolic Drugs Advisory Committee. Rimonabant briefing / oylama sonucu, Haziran 2007.
Cipriani A, et al. Comparative efficacy and acceptability of 21 antidepressant drugs for the acute treatment of adults with major depressive disorder: a systematic review and network meta-analysis. Lancet. 2018;391(10128):1357–1366.
Biogen. Aducanumab (Aduhelm) geliştirme ve ticarileştirmesinin durdurulması duyurusu, 31 Ocak 2024; FDA hızlandırılmış onayı, Haziran 2021; CMS geri ödeme kısıtı.
Stapel SO, et al. Testing for IgG4 against foods is not recommended as a diagnostic tool: EAACI Task Force Report. Allergy. 2008;63(7):793–796.
International Society for Stem Cell Research (ISSCR). Guidelines for Stem Cell Research and Clinical Translation ve hastalar için “unproven stem cell treatments” rehberi.
T.C. Sağlık Bakanlığı. Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Uygulamaları Yönetmeliği. Resmî Gazete, 27 Ekim 2014, sayı 29158.
U.S. FDA. Consumer updates: tainted weight-loss / sexual-enhancement products ve unapproved stem cell / ozone uygulamalarına ilişkin uyarılar.
Not: Metinde geçmiş bir olaya ilişkin kişisel tanıklık bana ait olup bir gerçek kişiyi hedef almaz. Aktarılan ilaç güvenliği olguları (Vioxx, rimonabant, adukanumab) kamuya açık düzenleyici belgelere ve hakemli yayınlara dayanmaktadır. Belirli ürün ve yöntemlere ilişkin değerlendirmeler, kategorik bir grubu değil, kanıt dışı pazarlama pratiklerini hedef alır.






