REKABET KURULU RAPORU: Bağımsız Bir İnceleme mi, Sektörün Kendi Metni mi?

Editörden

Rekabet Kurumu'nun İlaç Raporu: Bağımsız Bir İnceleme mi, Sektörün Kendi Metni mi?

Ağustos 2026'da yayımlanan 225 sayfalık İlaç Sektörü İncelemesi Ön Raporu, patent, ruhsatlandırma ve geri ödeme mevzuatındaki rekabet sorunlarını gündeme getiriyor. Ancak raporun kaynakları, üslubu ve sonuç bölümü, beklenenden çok farklı bir tabloyu ortaya koyuyor.

Rekabet Kurumu, 08.12.2021 tarihli Kurul kararıyla başlattığı ilaç sektörü incelemesinin ön raporunu Ağustos 2026'da yayımladı. Dört yılı aşkın süren çalışma; patent hukuku, ruhsatlandırma mevzuatı, SGK geri ödeme sistemi ve ecza deposu/eczane dağıtım zincirini kapsayan geniş bir inceleme alanına sahip. On beş büyük ilaç firmasında yerinde inceleme yapılmış, on iki yabancı rekabet otoritesinden bilgi talep edilmiş, meslek birlikleri ve kamu kurumlarıyla resmi yazışmalar yürütülmüş.

Rakamlar da kayda değer: Türkiye ilaç pazarı 2020'de 56 milyar TL'den 2025'te 479 milyar TL'ye çıkmış görünüyor, ama dolar bazında bakıldığında 2024 itibarıyla 11,5 milyar dolarla dünya sıralamasında ancak 19. sırada. Ar-Ge harcaması ise 540 milyon dolar; ABD'nin (130 milyar dolar) yanında neredeyse istatistiksel bir gürültü düzeyinde kalıyor.

Masada Kim Var, Kim Yok?

Raporun giriş bölümünde bilgi ve görüş alınan tarafların listesi dikkat çekici bir örüntü sergiliyor. Üretici ve dağıtıcı firmalar, Araştırmacı İlaç Firmaları Derneği, Türkiye İlaç Sanayi Derneği, İlaç Endüstrisi İşverenler Sendikası, Türk Eczacıları Birliği, ecza depoları ve kamu kurumları (SGK, TİTCK, Sanayi Bakanlığı) sürece taraf olmuş. Buna karşılık, 225 sayfanın hiçbir yerinde hasta hakları örgütü, tüketici derneği veya sivil toplum kuruluşuyla yapılmış bir görüşmeye rastlanmıyor. İlacın nihai muhatabı olan hasta, sektörün kendi aktörleri arasındaki rekabet anlaşmazlığının konusu olarak geçiyor, ama masada temsil edilmiyor.

Rakamların Kaynağı Sektörün Kendisi

Raporda kullanılan temel pazar ve Ar-Ge verileri büyük ölçüde IQVIA (ticari bir sektör veri sağlayıcısı) ve AİFD'nin (araştırmacı ilaç firmaları derneğinin kendi) sağladığı rakamlara dayanıyor. İlginç olan, AİFD ile TİSD'nin (yerli ilaç sanayi derneği) sunduğu Ar-Ge harcaması rakamlarının birbirini tutmaması: biri 461 milyon dolar derken diğeri yaklaşık 171 milyon dolar veriyor. Rapor bu çelişkiyi tespit ediyor ama sorgulamadan, bağımsız bir doğrulamaya gitmeden yan yana bırakıyor.

İki Tarafın Savunması, Süzgeçsiz

Raporun üçüncü bölümünde patent stratejileri ele alınırken, “Referans İlaç Üreticileri Tarafından Ortaya Konan Görüşler” ve “Eşdeğer İlaç Üreticileri Tarafından Sunulan Görüşler” başlıklı iki ayrı alt bölüm yer alıyor. Bu bölümlerde iki tarafın kendi savunmaları, geniş yer ayrılarak ve büyük ölçüde doğrudan aktarılıyor; bağımsız bir analiz veya çapraz sorgulama sınırlı kalıyor. Sonuç, rekabet hukuku incelemesinden çok, iki büyük oyuncu grubunun (özgün ilaç üreticileri ile eşdeğer ilaç üreticileri) birbirine yönelttiği şikâyetlerin yan yana konduğu bir metin izlenimi veriyor.

Avrupa'da İsim, Türkiye'de Anonimlik

Patent kümeleme, bölünmüş patent başvuruları ve erteleme-için-ödeme (pay-for-delay) anlaşmaları bölümlerinde rapor, Avrupa Birliği'nden somut ve isimli örnekler veriyor: Lundbeck, AstraZeneca, Fentanyl davaları, ilgili şirket adları ve verilen para cezalarıyla birlikte anlatılıyor. Buna karşılık, Türkiye'ye özgü kısımda son on yılda görülen yaklaşık 250 patent davası arasından derlenen 26 davalık bir tabloda taraf isimleri tamamen anonimleştirilmiş. Aynı şeffaflık standardı, yurt dışı örneklerde uygulanırken, yerli vakalarda uygulanmıyor.

Sorulmayan Soru: Pazara Giren Ürün Gerçekten Aynı mı?

Raporun kapsamı dikkatle incelendiğinde, üzerinde hiç durulmayan bir başlık daha dikkat çekiyor. 225 sayfa boyunca “biyoeşdeğerlik” kavramı yalnızca bir kez, eşdeğer ilacın tanımı yapılırken geçiyor; bu çalışmanın nasıl yürütüldüğüne, hangi standartlara tabi olduğuna dair herhangi bir değerlendirme yer almıyor. “Farmakokinetik” kelimesi ise metinde bir kez bile kullanılmamış. Ürün kalitesine ilişkin ifadeler de büyük ölçüde ticari bağlamda: ecza depolarının hizmet kalitesi, kamu ihalelerinde teslim süresi ve lojistik performans gibi konularda geçiyor. Laboratuvar akreditasyonu, kısa ürün bilgisi (KÜB) dosyalarının içerik bütünlüğü veya farklı firmaların ruhsat dosyalarındaki metin benzerlikleri gibi başlıklara rapor hiç değinmiyor.

Bu, raporun kurgusunu özetleyen bir boşluk. Rekabet Kurumu, sektörü “kim pazara ne zaman girdi” sorusu üzerinden inceliyor; patent süresi, ruhsat zamanlaması, geri ödeme listesine giriş hızı gibi zamanlama meseleleri raporun omurgasını oluşturuyor. Ama pazara giren eşdeğer ürünün, iddia ettiği biyoeşdeğerliği gerçekten taşıyıp taşımadığı, ruhsat dosyasının bağımsız ve özgün bir bilimsel çalışmaya mı yoksa başka bir ülkede lisanslanmış üründen aktarılmış metinlere mi dayandığı sorusu, incelemenin kapsamı dışında kalmış görünüyor. Rekabetin hızını ölçen bir rapor, rekabete giren ürünün niteliğini ölçmüyor.

Sonuç: Yıkmadan İyileştirme

Raporun kapanış bölümü, benimsenen genel tonu özetliyor. Mevcut yasal ve idari çerçevenin köklü biçimde değiştirilmesine gerek olmadığı, TİTCK ve SGK düzenlemelerinin güçlendirilmesi gibi ölçülü adımlarla sorunların çözülebileceği vurgulanıyor. Ciddi bir yaptırım önerisi veya yapısal müdahale çağrısı bulunmuyor; benimsenen dil, reform değil teknik iyileştirme eksenli.

Rekabet Kurumu'nun ilaç sektörüne dair 225 sayfalık ön raporu, patent kümeleme, ürün yenileme ve geri ödeme mevzuatındaki gerçek sorunları belgelemesi bakımından değerli veriler sunuyor. Ancak raporun kimlerle görüşüldüğü, hangi kaynaklara dayandığı ve hangi dille sonuçlandığı bir arada değerlendirildiğinde ortaya çıkan tablo, sektörün iki büyük oyuncu grubu arasındaki bir rekabet anlaşmazlığını, hastanın sesinin duyulmadığı bir çerçevede ele alan bir belge. Bağımsız bir rekabet incelemesinden beklenen mesafe, raporun üslubunda ve kaynak seçiminde zaman zaman kayboluyor. Ve belki daha önemlisi: rekabetin hızını bu denli ayrıntılı ölçen bir inceleme, rekabete giren ürünün bilimsel niteliğini ölçme ihtiyacını hiç gündemine almıyor.