AIFD'nin "Yenilikçi İlaçlara Erişemiyoruz" Söylemi: Duygu Sömürüsü mü, Kurumsal Baskı mı?

Acı İlaç

AIFD'nin "Yenilikçi İlaçlara Erişemiyoruz" Söylemi:

Duygu Sömürüsü mü, Kurumsal Baskı mı?

Prof. Dr. F. Cankat Tulunay

AIFD Duygu Sömürüsü mü Yapıyor?

Bir dernek sözcüsü "90 milyonluk bir ülke, gelişmiş bir sağlık sistemi, tabii ki fiyat" dediğinde aslında iki şey satar: bir teşhis ve bir çözüm. Teşhis basittir, erişemiyoruz. Çözüm de basittir, fiyatı artırın. İkisinin arasında hiç açılmayan bir kutu vardır: bu ilaçların gerçekte ne kadar işe yaradığı.

Araştırmacı İlaç Firmaları Derneği (AIFD), 2003'ten beri Türkiye'de faaliyet gösteren, multinasyonel patentli ilaç üreticilerinin çatı kuruluşu. Kurumsal web sitesinde kendini "Türk insanının yeni ve orijinal ilaçlara erişimini sağlamak" misyonuyla tanımlıyor; bir ticaret derneğinin kendi üyelerinin ürün satışını insani bir misyon diline çevirmesi, lobicilik faaliyetlerinde sık görülen bir retorik. Sorun bu tekniğin kendisi değil, gazetecilik, akademi ve kamu kurumları tarafından sorgusuz taşınması.

Genel Sekreter Ümit Dereli'nin son bir yıl içindeki röportajlarını yan yana koyduğunuzda bir örüntü ortaya çıkıyor. Ekonomi Gazetesi'nde (Aralık 2024): "kısa vadede güncel kurun halen yüzde 60'ı olan ayarlamanın önceden olduğu gibi yine yüzde 70'e yükseltilmesi ve yıl içinde iki kez güncelleme yapılmasını talep ettik." Winally.com'da: "İlaç Harcaması Bir Maliyet Değil, Toplumun Geleceğine Yatırımdır." Nefes Gazetesi'nde (Ağustos 2026): "Fiyat yüksek, yenilikçi ilaca erişemiyoruz." Farklı mecralar, farklı tarihler, aynı üç cümle: erişemiyoruz, sebebi fiyat, çözümü kur güncellemesi. Bu bir haber akışı değil, bir mesaj disiplini; kurumsal iletişimin ders kitabı örneği.

Sorun bu mesajın kendisinde değil, hiçbir yerde şu sorunun sorulmamasında: hangi ilaç, ne kadar fayda sağlıyor, kaç liraya? Onun yerine "yenilikçi ilaç eşittir umut" denklemi kuruluyor ve bu denklem hiç sorgulanmadan tüketiliyor.

Katkı Payı Duvarı: Asgari Ücretle İlaç Almanın Matematiği

AIFD'nin erişim ağıtını okurken, aynı ülkede yaşayan emeklinin ve asgari ücretlinin zaten ödediği, ruhsatlı ve geri ödeme listesindeki sıradan ilaçlar için karşılaştığı tabloya da bakmak gerekiyor. 2026 itibarıyla net asgari ücret 28.075,50 lira (brüt 33.030 lira). Reçeteli ilaçlarda emekliler için yüzde 10, çalışanlar için yüzde 20 katkı payı uygulanıyor; buna her reçete için ayrı bir "reçete parası" (3 kutuya kadar 3,76 lira, sonraki her kutu için 1,25 lira) ve SGK'nın referans fiyatıyla eczane satış fiyatı arasındaki farkı oluşturan "ilaç fiyat farkı" ekleniyor, ki bu tamamen hastanın cebinden çıkıyor.

Şikayet platformlarından derlenen örnekler bunun soyut bir mesele olmadığını gösteriyor. Bir hasta Aralık 2024'te raporlu 3 kutu ilaç için 1.200 lira ödemiş; ilacın katılım paysız fiyatı 352 lira iken, fiyat farkı olarak 847 lira fazladan tahsil edilmiş, ve bu ayda bir kez tekrarlanan kronik bir gider. Bir başka hasta 717 lira katılım payı ödemiş, sistemsel bir hata yüzünden bir hafta sonra tekrar 1.000 lira istenmiş. Emekli dernekleri yıllardır emekli, dul ve yetimlerin ilaç katkı payının kaldırılmasını talep ediyor; 3.900-10.000 lira arası dul ve yetim aylığı alan birinin bir reçete için 700-1.200 lira ödemesinin ne anlama geldiği ortada.

Bu tabloyu AIFD'nin talebiyle yan yana koyalım. Bir tarafta asgari ücretlinin aylık gelirinin yüzde 3-4'ünü tek bir reçetede kaybettiği bir sistem; diğer tarafta bir dernek sözcüsünün kur güncellemesinin yüzde 60'tan 70'e çıkmasını talep ettiği, yıllık kişi başı 1,5-2,3 milyon lira tutan (asgari ücretin 65-80 katı) tedavilerin geri ödeme kapsamına alınmasını insani bir zorunluluk diye çerçevelediği bir söylem. Bu iki gerçeklik aynı bütçenin, aynı SGK'nın, aynı ülkenin içinde yaşıyor; AIFD'nin hiçbir açıklamasında ikisi bir arada anılmıyor.

"Yenilikçi İlaç, İnsan Yaşamını Uzatan İlaç" Safsatası

AIFD'nin 2022 tarihli Yenilikçi İlaçlar Sempozyumu basın bülteninde şu cümle geçiyor: "1900'lü yıllarda ortalama yaşam süresi 45 yıl iken yenilikçi tedavilerin yarattığı etki ile günümüzde ortalama 80 yıla ulaştı." Bu cümle halk sağlığı tarihinin temel bilgisiyle çelişiyor. 1900-1950 arasındaki yaşam süresi sıçramasının büyük kısmı kanalizasyon sistemleri, temiz su, aşılar, antibiyotikler ve bebek-çocuk ölüm oranlarındaki düşüşle açıklanır, bugün yenilikçi ilaç kategorisine giren patentli ve yüksek fiyatlı moleküllerle değil. Onkoloji ve biyoteknoloji ilaçlarının payı gerçek ve önemlidir, ama sıçramanın tamamını bu kategoriye yazmak temel epidemiyolojiyi göz ardı eden bir pazarlama cümlesidir.

Daha ciddi olanı şu: yenilikçi ilaç etiketi bir kalite garantisi değil, bir ruhsat kategorisidir; patentli ve daha önce benzeri olmayan molekül demektir, kanıtlanmış üstün fayda demek değildir. FDA'nın 1992'den 2022'ye kadar hızlandırılmış onay verdiği 167 onkoloji endikasyonundan 31'i, yüzde 19'u, sonradan geri çekildi; konfirmatuar çalışmalar beklenen sağkalım faydasını gösteremedi. Bevacizumab (Avastin) meme kanseri endikasyonunda 2011'de geri çekildi. Atezolizumab (Tecentriq), Türkiye'nin SGK'ya şu an hiç ödetemediği bir ilaç, mesane kanserinde ikinci basamak endikasyonunda sağkalım faydası gösteremediği için Roche tarafından gönüllü olarak geri çekildi. Melphalan flufenamide (Pepaxto, 2024), mobocertinib (Exkivity, 2023) ve umbralisib (Ukoniq, 2022) hepsi yenilikçi etiketiyle onaylandı, hepsi konfirmatuar çalışmalarda çöktü. Sadece 2021'de 10 ayrı onkoloji endikasyonu klinik faydayı doğrulayamadı; bir çalışma, atezolizumabın doğrulanamamış bir endikasyonu için Medicare'in 2018-2019'da yalnızca 46 milyon dolar harcadığını gösterdi, faydası kanıtlanamamış bir tedaviye giden kamu parası.

Yenilikçi ilaç insan yaşamını uzatır cümlesi bu yüzden bir aceleci genellemedir. Bazı yenilikçi ilaçlar gerçekten sağkalımı uzatıyor, Enhertu ve DESTINY-Breast04 gibi sağlam kanıtlı örnekler var; bazıları surrogate endpoint'lerle onaylanıp sonra çöküyor; bazıları zaten kısmen geri çekilmiş durumda. Hepsini erişemediğimiz umut kategorisine yazmak, farmakoekonomik değerlendirmeyi baştan imkansız kılıyor.

Basın ve Bilimsel Dernekler AIFD Propagandası İçin mi Kullanılıyor?

Bu sorunun cevabı için AIFD'nin kendi düzenlediği etkinliklere bakmak yeterli. AIFD Yenilikçi İlaçlar Sempozyumu, ilki 2022'de Hacettepe Üniversitesi Sıhhiye Kampüsü'nde, ikincisi 2024'te düzenlenen yıllık bir etkinlik. İkinci sempozyumun teması "Değer Bazlı Fiyatlandırma ve Geri Ödeme Sistemleri." Konuşmacı listesi dikkat çekici derecede itibarlı: Ghent Üniversitesi'nden Prof. Lieven Annemans "Değer Temelli Sistemlere Küresel Bakış" başlığıyla; Health Technology Assessment international (HTAi) Başkanı Rabia Sucu "Değer Ölçüm Yöntemleri Örnekleri" başlığıyla; eski Sağlık Bakan Yardımcısı Prof. Sabahattin Aydın "Türkiye'deki Mevcut Durum" başlığıyla; ve aynı panelde SGK'nın geri ödeme kararlarını fiilen yöneten Genel Sağlık Sigortası Genel Müdürü Doç. Eren Usul.

Burada durup düşünmek gerekiyor: bir ticaret derneğinin düzenlediği bir etkinlikte, o derneğin fiyat pazarlığı yaptığı kamu kurumunun genel müdürü konuşmacı olarak sahne alıyor. Bu, AIFD'nin değer bazlı fiyatlandırma talebine, ki bu fiilen daha yüksek fiyat ödenmesi talebidir, kamu otoritesinin zımni onayını, akademinin bilimsel çerçevesini ve uluslararası HTA camiasının meşruiyetini aynı sahnede topluyor. Bir bilimsel tartışma platformundan çok, AIFD'nin talebine kurumsal meşruiyet devşiren bir sahne.

Tek örnek de değil. AIFD'nin kendi haberlerine göre "çığır açan tedavilere hasta erişimi" konusu EAACI 2026 Yıllık Kongresi'nde, Avrupa Alerji ve Klinik İmmünoloji Akademisi'nin bağımsız bilimsel kongresinde, ele alındı. Bir endüstri derneğinin erişim ve fiyatlandırma çerçevesinin, alakası sınırlı bağımsız bir tıbbi uzmanlık kongresinin gündemine girmesi, sektörün mesajının bilimsel dernek kürsülerine sızdığı örüntüsünün tek vakası değil, bir modelin parçası olduğunu düşündürüyor.

Basın tarafındaki örüntüyü ise kanıt düzeyine göre iki katmanda ele almak gerekiyor. Kanıtlanabilir olan şu: AIFD'nin sempozyum basın bülteni, kelimesi kelimesine aynı paragraf sırasıyla ve aynı alıntılarla, en az yedi ayrı mecrada (aifd.org.tr, medimagazin.com.tr, marjinal.com.tr, winally.com, saglikliturkiye.org, tibbinustalari.com, fikirliderleri.com) yayımlandı. Gazetecilik camiasında churnalism denen bu pratikte kurum bir metin dağıtıyor, mecralar bunu değiştirmeden veya minimum düzenlemeyle basıyor. Aynı şekilde Ümit Dereli, farklı tarihlerde farklı mecralarda hep aynı üç mesajı tekrarlıyor; bu standart bir kurumsal

Nefdes Gazetesindeki son  röportajda  bir farmakoekonomistin, bağımsız bir HTA uzmanının ya da SGK'nın karşı argümanının hiç yer almamasına röportajın tek taraflı bir bilgi aktarımı olduğunu gösterir.

Bütçe Etkisi: Kaç Hasta İçin Kaç Lira?

SGK resmi bir bütçe etki analizi yayınlamıyor; bu kendi başına bir şeffaflık sorunu. Aşağıdaki tablo kamuya açık fiyat verileri ve kaba epidemiyolojik varsayımlarla kurulmuş bir gazetecilik tahminidir, TİTCK ve SGK'nın gerçek hasta kayıtlarına dayanmıyor; amacı sadece büyüklük mertebesini göstermek.

İlaç

Etken madde / endikasyon

Yıllık kişi başı maliyet

Kaba hasta tahmini

Yıllık bütçe etkisi

Enhertu

Trastuzumab deruxtecan, HER2+ metastatik meme kanseri

1,9-2,3 milyon TL

300-800

0,6-1,8 milyar TL

Tecentriq

Atezolizumab, mesane/akciğer/karaciğer/meme (çoklu)

1,5-1,8 milyon TL

1.000-2.000

1,8-3,6 milyar TL

Keytruda (genişletilmiş)

Pembrolizumab, ödenmeyen 3 ek endikasyon

1,1-1,4 milyon TL

2.000-4.000

2,4-4,8 milyar TL

Zejula

Niraparib, yumurtalık kanseri idame

1-1,4 milyon TL

800-1.500

1-2 milyar TL

Toplam (dört ilaç)

yaklaşık 6-12 milyar TL/yıl

 SGK'nın 2025 toplam ilaç harcaması 411,6 milyar lira, bir önceki yıla göre yüzde 34 artışla. Dört ilacın tam kapsamlı geri ödemesi toplam ilaç bütçesinin yüzde 1,5-3'ü kadar bir ek yük demek; büyük ama sistemi çökertecek bir rakam değil. SGK zaten 2025'te 474 yeni ilacı listeye ekledi ve toplam sağlık harcaması yüzde 38 arttı, 980,9 milyardan 1 trilyon 353,1 milyara.

Buradaki asıl çelişki şu: toplam sistem bu büyüklükte bir eklemeyi görece kaldırabiliyorken, aynı sistem asgari ücretlinin bir kutu ilaç için 700-1.200 lira fiyat farkı ödemesine engel olamıyor. Kaynak tahsisi tercihinin nereye gittiği açık; sistem büyük, pahalı ve sonucu belirsiz yenilikçi ilaçlara açılırken, günlük ve kronik ilaçlarda küçük ama kitlesel yüklerde ısrar ediyor. Bu bir kapasite sorunu değil, bir önceliklendirme tercihi; ve AIFD'nin söylemi bu tercihin sorgulanmasını değil, kapsamın daha da genişletilmesini talep ediyor.

Not — bütçe etkisi metodolojisi hakkında şeffaflık: Bu makaledeki hasta sayısı tahminleri (300-4.000 aralığında) yazarın kaba varsayımlarıdır, resmi epidemiyolojik kayıtlara dayanmaz. Amaç kesin bir rakam iddia etmek değil, toplam sistem büyüklüğü karşısında bu talebin göreli ağırlığı nedir sorusuna bir büyüklük mertebesi vermektir. Kesin bir bütçe etki analizi ancak SGK'nın kendi hasta kayıtları ve TİTCK'nin epidemiyolojik verileriyle yapılabilir; bunun bağımsız ve şeffaf biçimde hiç yapılmıyor olması da yazının ana eleştiri konularından biridir.

Dünyadan İki Ders: Alzheimer İlaçları ve Zayıflama İlaçları

Alzheimer: Leqembi ve Kisunla, %27 yavaşlama ve tam fiyat

2023-2024'te FDA onayı alan iki çığır açan Alzheimer ilacı, lecanemab (Leqembi, Eisai/Biogen) ve donanemab (Kisunla, Eli Lilly), hastalığın altında yatan amiloid birikimini temizleyen ilk ilaçlar olarak tanıtıldı. Gerçek klinik tablo daha mütevazı. Leqembi pivotal CLARITY-AD çalışmasında bilişsel gerilemeyi 18 ayda yalnızca yaklaşık yüzde 27 yavaşlattı; pratikte hastanın aynı bilişsel kayıp seviyesine ulaşması yaklaşık 5 ay daha geç gerçekleşti. Hastalığı durdurmuyor, tersine çevirmiyor, sadece yavaşlatıyor. Kisunla benzer bir tabloda yüzde 22-36 yavaşlama gösterdi, en erken evre hastalarda üst sınıra yakın.

Güvenlik tarafı ciddi: Leqembi grubunda yüzde 17,3 (plasebo grubunda yüzde 9) beyin şişmesi veya kanaması (ARIA) görüldü; Kisunla çalışmalarında bu oran yüzde 30,5'e kadar çıktı ve ilaçla ilişkili üç ölüm rapor edildi. Fiyat tarafında Leqembi yıllık yaklaşık 26.500 dolar, Kisunla yaklaşık 32.000 dolar; buna genetik test, amiloid-PET taraması ve düzenli MR takibi için yıllık 82.500 dolara varan ek maliyet ekleniyor. Bağımsız bir kurum olan ICER (Institute for Clinical and Economic Review), kendi maliyet-etkinlik analizinde Leqembi'nin 8.900-21.500 dolar/yıl aralığında makul olabileceğini hesapladı; ilacın piyasa fiyatı bağımsız değerlendirmenin üst sınırının bile üzerinde. ICER'in baş hekimi net konuştu: "10.000-15.000 doların üzerinde makul bir yer değil." ABD'de Medicare'in bu iki ilaç için yıllık 2-5 milyar dolar harcaması bekleniyor; hastaların yüzde 90'ının teşhis anında zaten ilacın işe yaradığı erken evreyi geçmiş olmasına rağmen.

Bu, yenilikçi eşittir kesin fayda, ödenmemek trajedi anlatısının neden çökmesi gerektiğinin en net örneği. Dünyanın en zengin ve en gelişmiş HTA kapasitesine sahip sistemleri bile bu ilaçları kendi bağımsız kurumlarıyla sorguluyor ve fiyatını fazla buluyor. Türkiye'nin bir HTA kurumu olsaydı muhtemelen aynı sonuca varırdı; erişemiyoruz değil, bu fiyata almıyoruz derdi.

Zayıflama iğneleri: milyarlarca dolarlık pazar, hastanın cebinden ödediği bir tedavi

GLP-1 sınıfı ilaçlar (semaglutid/Ozempic-Wegovy, tirzepatid/Mounjaro-Zepbound) küresel ilaç pazarının en hızlı büyüyen segmenti. 2025'te GLP-1 reseptör agonisti pazarı 66,4 milyar dolara, yalnızca obezite endikasyonlu GLP-1 pazarı ise 8,2 milyar dolara ulaştı; 2035 projeksiyonu 66-195 milyar dolar bandında. 2025'te GLP-1'lerin toplam satışı 132 milyar dolar, bir önceki yıla göre yüzde 33,5 artışla.

Etkinlik gerçek ama sınırsız değil. Klinik çalışmalarda hastalar vücut ağırlığının yüzde 15-20'sini kaybediyor; ciddi bir sonuç, ama kalıcı değil, ilaç kesildiğinde kilo büyük ölçüde geri alınıyor, yani ömür boyu tedavi gerektiriyor. ABD'de küresel obezite havuzunun yüzde 4'ünden azı bu ilaçlara erişebiliyor; obezite endikasyonunda kullananların yaklaşık yüzde 28'i bir yıl içinde tedaviyi bırakıyor.

Diyabet İlacı, Zayıflama Talebi: Denetlenmemiş Bir Sapma: GLP-1 ilaçlarının SGK tarafından yalnızca tip 2 diyabet endikasyonunda ödenmesi, pratikte kontrol edilmesi zor bir açık kapı yaratıyor. Türkiye'de de tıpkı dünyada olduğu gibi, bu ilaçlara yönelik talebin büyük kısmı artık zayıflama amaçlı; TÜBİTAK Bilim Genç ve çeşitli sağlık kuruluşlarının uyarılarına göre bu yoğun talep zaman zaman eczane stok sıkıntılarına, gerçek diyabet hastalarının ilaca erişememesine ve sahte/denetimsiz ürünlerin internet üzerinden yayılmasına yol açıyor. Zehir Danışma Hatları'na gelen çağrılarda semaglutid ile ilgili artış kaydedildiği, bunun büyük kısmının doz hatalarından ve denetimsiz kullanımdan kaynaklandığı raporlanıyor.

SGK'nın hem diyabet hastalarını gerçek ihtiyaçlarına göre korumak hem de sistemin kötüye kullanılmasını önlemek için reçete ve hasta takibini güçlendirmesi gerekiyor — laboratuvar değerleri (HbA1c, açlık kan şekeri) ile rapor arasındaki tutarlılığın düzenli denetlenmesi, aynı hekimden/aynı eczaneden anormal yoğunlukta diyabet raporu çıkması gibi görüntülerin izlenmesi, ve bu verilerin (kişisel bilgi olmadan, toplulaştırılmış şekilde) kamuoyuyla paylaşılması. Şeffaf bir denetim mekanizması olmadan, bırakın usulsüzlüğü kanıtlamayı, "usulsüzlük yok" demek de mümkün değil — ki bu belirsizliğin kendisi, TİTCK/SGK'nın veri şeffaflığı eksikliğinin bir başka yansıması

Not — kanıta muhtaç bir nokta: Kamuoyunda sıkça dile getirilen ama bu araştırmada doğrudan belgelenemeyen bir iddia var: bazı hastaların ya da hekimlerin, SGK ödemesinden yararlanmak için gerçekte olmayan bir diyabet tanısıyla rapor çıkardığı yönünde. Bu ciddiye alınması gereken bir iddiadır, ama şu anki haliyle doğrulanmış bir bulgu değil, bir araştırma konusudur. Böyle bir usulsüzlüğün varlığını veya boyutunu göstermek için SGK'nın rapor ve reçete denetim verilerine ihtiyaç var; bu veriler kamuya açık değil.

Bir Baskı Kampanyasının Anatomisi: TİTCK ve SGK'ya Karşı

Buraya kadar anlatılanları yan yana koyduğunuzda, dağınık PR pratikleri değil, koordineli bir baskı kampanyasının bileşenleri ortaya çıkıyor.

1. Mesaj disiplini: aynı üç cümle, aynı sözcü, farklı mecralarda, aylar boyunca tekrarlanıyor: erişemiyoruz, sebebi fiyat, kur güncellemesi lazım.

2. Basın bülteni churnalism'i: sempozyum metinleri en az yedi mecrada birebir kopyalanarak tek bir kaynaktan çok sayıda haber üretilmiş görünümü yaratıyor.

3. Kurumsal meşruiyet devşirme: kendi sempozyumuna SGK'nın geri ödeme kararlarını fiilen yöneten Genel Sağlık Sigortası Genel Müdürü'nü, eski bir Sağlık Bakan Yardımcısı'nı ve uluslararası HTA otoritelerini davet ederek, değer bazlı fiyatlandırma talebine kamu ve akademi onayı görüntüsü kazandırıyor.

Bu meşruiyet devşirme göründüğünden de derin; ayrı kurumlar arası bir işbirliği değil, örtüşen bir kişi ağı söz konusu. AIFD sempozyumunda değer temelli fiyatlandırma panelini yöneten Sayın Haluk Özsarı, aynı zamanda Değer Temelli Sağlık Derneği'nin (DETESADER) Yönetim Kurulu Başkanı. Derneğin 30 Eylül 2022 tarihli kuruluş genel kurulunda seçilen yönetim kurulunda, hem derneğin kendi kaydına hem de Özsarı'nın klinikiletisim.com'a verdiği bir röportajdaki kendi ifadesine göre, şu isim de yer alıyor: Ümit Dereli, yani bu yazının konusu olan AIFD Genel Sekreteri'nin bizzat kendisi. Bu iki bağımsız kaynak (derneğin kendi kaydı ve başkanının kendi sözü) 2022 tarihli seçim sonucunu doğruluyor; kurulun bugün hâlâ aynı isimlerden oluştuğunu bilemiyoruz.

Aynı dernek sitesi, mevcut Sağlık Bakanı sayın Prof. Dr. Kemal Memişoğlu'nun, atanmadan önce derneğin Kurucular Kurulu Üyesi olduğunu ve mevcut Sağlık Bakan Yardımcısı sayın Dr. Şuayip Birinci'nin, kendi ifadeleriyle, derneğin üyesi olduğunu kaydediyor. Yani en azından 2022 itibarıyla tablo şuydu: AIFD Genel Sekreteri ile TİTCK ve SGK'nin bağlı olduğu makamları dolduran isimler, aynı derneğin kurucular kurulu, yönetim kurulu ve üyelik yapısında bir arada bulunuyordu. Bu dernek tam olarak AIFD'nin talep ettiği değer bazlı fiyatlandırma gündemini işliyor ve AIFD'nin sempozyumlarında panel yönetiyor.

4. Somut ve tekrarlanan talep: kur güncelleme oranının yüzde 60'tan 70'e çıkarılması, yılda iki kez güncelleme; bu genel bir erişim söyleminden çok, SGK'nın fiyatlandırma mekanizmasına yönelik doğrudan ve sayısal bir pazarlık talebi.

5. Sektörler arası ittifak: multinasyonel ve patentli üreticilerin derneği AIFD ile yerli ve jenerik üreticilerin derneği İEİS, normalde farklı çıkar gruplarıyken, aynı kur ve referans fiyat mekanizması değişikliğinde birleşiyor; meselenin hastaya erişim değil sektörün toplam gelir mekanizması olduğunun ayrı bir kanıtı.

Bunların her biri tek başına meşru bir savunuculuk aracı. Ama birlikte okunduğunda, TİTCK'nin ruhsatlandırma sürecine ve SGK'nın geri ödeme ve fiyat müzakeresine yönelik, kamuoyunu, akademiyi ve basını eşzamanlı kullanan bir baskı kampanyası görüntüsü veriyor. TİTCK'nin bağımsız değerlendirme kapasitesi ve SGK'nın fiyat pazarlığı otoritesi, kurumsal iletişim bütçesi çok daha büyük tek bir tarafın sürekli ve disiplinli mesaj baskısı altında çalışmak zorunda kalıyor. Buna karşılık TİTCK'den ya da SGK'dan aynı yoğunlukta bir kamuoyu iletişimi, bir "biz bu fiyata neden ödemiyoruz" açıklaması neredeyse hiç görünmüyor; asimetri sadece parasal değil, iletişimsel de.

Sonuç: Eksik Olan Şey Farmakoekonomi

AIFD'nin talep ettiği şeyin kendisi meşru bir çıkar savunusu; her ticaret derneği kendi üyesinin gelirini savunur, bu normaldir. Sorun bu savunmanın insan yaşamını uzatan yenilikçi ilaca erişim gibi ahlaki ve duygusal bir çerçeyle sunulup, hiçbir zaman bu ilaç kaç lira/QALY'ye değer sorusuna dönüşmemesi.

Türkiye'nin gerçek eksiği para değil; SGK 2025'te ilaca zaten 411,6 milyar lira harcadı, bir önceki yıla göre yüzde 34 artışla, 474 yeni ilacı listeye ekleyerek. Gerçek eksik, AIFD'nin sempozyumlarında sahneye çıkardığı isimlerin temsil ettiği bağımsız değer değerlendirme kapasitesinin Türkiye'de kurumsallaşmamış olması. Bu kapasite olsaydı, erişemiyoruz duygusal çığlığı yerine, bu altı ilacı bu QALY eşiğiyle bu fiyata alıyoruz, şunları almıyoruz çünkü kanıt yetersiz, diyen soğukkanlı bir kurum olurdu. AIFD'nin bu kurumu kendi sempozyumunda övmesi ama kendi ülkesinde inşa edilmesini hiç talep etmemesi, meselenin aslında farmakoekonomi değil birim fiyat pazarlığı olduğunun en net kanıtı.

Kaynakça: EFPIA Patients W.A.I.T. Indicator 2024-2025 raporları; Lancet eClinicalMedicine (2025), Predictors of withdrawal of anticancer drug indications; ASCO Post (2022); AIFD kurumsal haber arşivi (aifd.org.tr, yenilikciilac.org) ve bunun churnalism yoluyla yayıldığı mecralar; DETESADER (detesader.org.tr, detesader.org.tr/hakkimizda) 2022 genel kurul kaydı ve klinikiletisim.com röportajı; Ekonomi Gazetecileri Derneği 2025 ödül listesi; SGK 2025 faaliyet verileri ve 2026 katılım payı/reçete ücreti tebliği; Ankara Eczacı Odası 2026 asgari ücret tablosu; Nature (2025) ve KFF Health News (2026) Leqembi/Kisunla maliyet-etkinlik analizleri; ICER değerlendirme raporu; GLP-1 pazar raporları (Precedence Research, Grand View Research, 2026); çeşitli hukuk bürolarının SGK-kanser ilacı dava rehberleri; şikayetvar.com katkı payı şikayet kayıtları.